Yeni Polis Düzeni

1 Aralık 2012 admin
18-19. yüzyılda İngiltere’de gelişen polislik, başlangıçta asayişi korumaktan, çöp toplamaya, çarşı pazar denetçiliğine kadar toplumsal yaşamın her alanını kuşatan işlevini en çıplak biçimde sergiliyordu.
20. yüzyıla gelindiğinde, çöp toplama vb. gibi tali görülen görevleri ayıklanan polis, Mark Neocleous’un deyimi ile bir “yasa projesi” olarak ortaya kondu.[1] Yani polis, artık suç ve yasa ile anılan, suçun karşısında yasayı temsil eden bir sembol olarak toplumun karşısında durmakta idi. Bu dönem profesyonel polislik dönemi olarak da anılır. 60’lı yıllara kadar bu modele ciddi bir eleştiri yoktur. Profesyonel polislikte polis, vatandaşla mesafelidir, resmîdir, üniformalıdır, araba ile devriye atar.
Vatandaşla mesafeli olmasını biraz daha açacak olursak, belki vatandaşın da polisle mesafeli olduğunu eklemek gerekir. Sovyet yüz yılı olarak da anılan 20. yüzyılda her coğrafyada devrim hep güncel bir konudur, toplumun her kesimi sınıfsal konumunun ve çıkarının az çok farkındadır. Geniş halk kesimleri öyle ya da böyle hak arayışı içerisindedir. Hâsılı, işçi sınıfının “düzen” ile eylemli ve teorik bir çekişmesi söz konusudur.
Yaygın olarak “şehir” kavramının eski Yunan’daki karşılığı olduğu dillendirilen “polis” eşanlamlı olarak, eski Yunan’da, “düzen”, “kamu düzeni”, “devlet” kavramalarının da karşılığı olarak kullanılmıştır. Düzene mesafe koyan kitleler polise de mesafe koymuş olurlar, zira yine Neocleous’un dediği gibi “polis üniforma giymiş, yasaları uygulayan vatandaş değildir, o, sokak bazında idarenin kendisidir.”[2]
Burjuvazi, günümüzde yürürlüğe konan polislik modelinin hazırlıklarını daha 60’lı yıllarda yapmaya başlar. Birçok ciddi akademik çalışma ve deney yapılır. ABD’de yapılan Newark Yaya Polis Deneyi, bunların en bilinenlerindendir. Suç oranlarının azaltılması amacı ile başlayan deney bambaşka ufuklara kapı açar. O güne kadar, polis sokakta resmî kıyafetli hâlde, araç ile devriye atmaktadır. Şehrin birbirine benzer üç bölgesinin birisinde devriye sayısı ve biçimi aynı bırakılır, bir kısmında devriye azaltılır, bir kısmında ise yaya devriye çoğaltılır. Deneyin amacı devriye sayı ve biçimlerinin suç oranlarına etkisini ölçmektir. Deney neticesinde, her üç bölgede de suç oranlarının değişmediği gözlemlenir. Devriyenin arttığı, azaldığı, aynı kaldığı bölgelerde suç oranları hemen hemen aynı kalmıştır. Ancak değişen bir şeyler vardır.
Yaya devriye polisinin artırıldığı bölgelerde, iki şeyin arttığı gözlemlenir: Orta sınıflardaki güven hissi ve ihbar oranları. Polis toplumun içine yaya olarak karıştığı oranda, gerçekte işlenen suçlar işlenmeye devam etmekle birlikte, orta sınıflara mensup kesimler kendilerini daha güvenli bir çevrede hissederler. Polis de sokaktan daha fazla bilgi almaya başlar. Korku ve güven hissinin, kapitalizmin kitleleri maniple etmede kullandıkları önemli araçlar olduğunu not ederek devam edelim.
Toplumun arasına karışma, yakın olma, en genel anlamda düzenin topluma sızmasında bir aşama kaydedilmiştir. Sertlik karşısında, rızaya dayalı daha yumuşak bir metot üretilmiştir.
Suçu kontrol etmek ve bastırmak, devlet ve üstyapı kurumu olarak hukuk açısından hep bir problem olarak kalmıştır. Ancak bahsettiğimiz deney ve çalışmalardan önemli bir sonuç çıkmıştır: “Suçu önlemeye, bastırmaya değil, algıları yönetmeye, kendini kabullendirmeye ağırlık ver.” Nihayetinde ulaşılmak amaçlanan “düzenin” devamını sağlamak değil mi?
Bu ve benzeri çalışmaları, Kırık Camlar Teorisi olarak anılan bir teori takip etti. Teori, suça ufak toplumsal düzensizliklerin kaynaklık ettiğini, bunların suça yataklık ettiğini, polisin ufak düzensizlikleri ortadan kaldırarak suçu kaynağında kurutabileceğini söylemekteydi. Ufak düzensizlikler: Işıksız kalmış ıssız sokaklar, metruk yapılar, köşe başında gürültü yapan gençler, karmaşık trafik… Bütün bunlarla yalnız polis mücadele edebilirdi, toplumu da bunlarla mücadele o örgütlemeli idi. Suç, işçi sınıfı ile burjuvazinin nesnel varoluş karşıtlığından doğuyorsa, suç işçi sınıfından burjuvaziye yönelen bir eylem ise, toplumun geniş kesimleri suça karşı düzen tarafından örgütleniyorsa, toplum biri birine karşı örgütlenmektedir. Dışa doğru patlama, içe doğru çökme ile ikame edilmek istenmektedir. Toplumun her ânına, her alanına; sokağın her köşesine giren polisten (düzenden) bahsediyoruz.
Bu mesele birçok aşama kaydederek Batı’daki adıyla Toplum Temelli Polislik, Türkiye’deki adı ile Toplum Destekli Polislik olarak günümüze geldi. Potansiyel bilgi kaynakları tespit edildi: Muhtarlar, apartman yöneticileri, esnaf… Polis, TDP tanıtım web sitelerindeki haberlere göre artık, tinercilere mekân olmuş metruk binaları yıkıyor, mahalleli ile “bilgilendirme toplantıları” tertip ediyor, her sokağa bir aile polisi atıyor. Hâsılı, 18.-19. yüzyılda açıktan, toplumsal yaşamın her alanına müdahil olan düzen, 21. yüzyılda daha ince yöntemlerle, yine toplumsal yaşamın her alanına müdahil olmaktadır.
Bitirirken bir not ekleyelim. Askerî vesayetten pek mustarip liberallerin, ehliyet almaktan, pasaporta, boşanan kadına nafaka bağlanmasında ekonomik durum sorgusundan, dernek faaliyetlerine her alanda vücut bulan polis vesayetine söz söyledikleri yoktur. Lafa gelince “sivil toplumcu”, esasında “düzenci”. Faşizm ile liberalizm arasındaki mesafe çok uzun olmasa gerek.
Ve bir notla da bitirelim: Suça ilişkin tartışmalar, örtük olarak düzene ilişkin tartışmalardır.[3][3]

Liberalizmin ve faşizmin düzenle bir derdi yoktur.

Tevfik Atmaca
Dipnotlar
(1) Mark Neocleous, Toplumsal Düzenin İnşası / Polis Erkinin Eleştirel Teorisi, Boğaziçi Üniv. Yayınevi, 2006. 
(2) M. Neocleous, a.g.e.
(3) M. Neocleous, a.g.e.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>