Anime-Politik: Siyah ve Beyaz

24 Şubat 2013 admin

Son günlerde ABD’nin köleci geçmişi ve dolayısıyla ırkçılık konusunda iki film, iki birbirinden iddialı prodüksiyon vizyona girdi. Biri Quentin Tarantino’nun “Zincirsiz Django”su, diğeri ise Steven Spielberg’in “Lincoln”ü. Kölelik meselesi ilkinde Tarantino’nun pek sevdiği “intikam” temasına adeta bir fon teşkil edip eğlendirici bir seyirliğe “vesile” kılınıyor. Köleliğe karşı mücadele ise bireysel bir intikamcılık, hani Amerika’daki popüler tabirle bir “vigilante” meselesine indirgeniyor. Lincoln’de ise köleliği resmen ve bütün ülkede kaldıran 13. Anayasa Değişikliği’ne odaklanılıyor ve açıkçası bu süreç, bizdeki Güneş Motel hadisesi gibi bir hadise olarak sunuluyor. Ecevit nasıl hükümet kurabilmek için AP’den milletvekili “avlamaya” çalıştıysa, Lincoln de köleliği kaldırmak için oy “satın alıyor”. Filmde neredeyse bir tek köle görünmezken, bütün film boyunca “iyi” beyazlarla “kötü” beyazlar arasında meclisteki kölelik tartışmalarına şahit oluyoruz. Kölelik ancak “yukarıdan”, adeta bir devlet ihsanıyla, kalkmış oluyor. Üstelik “her insanın eşit olduğu” için değil, “insanlar yasa önünde eşit olduğu” için. Film radikal değil, mutedil-reformcu-kurumsalcı siyaset etme biçimine bir methiye adeta.

Uzatmayalım. Kölelik-ırkçılık tartışması bu iki film vesilesiyle gündemdeyken kölelik olmasa da yapısallaşmış, ekonomik ve siyasî güç ilişkilerine kazınmış fiilî ırkçılık (yukarıda anılan “yasa önünde eşit” olmakla “eşit” olma arasındaki farkı hatırlayın) hakkında ilginç bir anime filmi ele alalım. Üstelik başlangıçta bir şiir olan bir anime filmi…
1920’lerin başında Sovyet şair ve oyun yazarı Vladimir Mayakovski Küba’ya gider ve burada ABD’nin hâkimiyetini, şeker kamışı plantasyonlarındaki sömürüyü, adada kurumsallaşmış ırkçılığı gözlemler. Gördüklerinden hareketle “Siyah ve Beyaz” adlı şiiri yazar. Şiir sokakta ayakkabı boyayan ihtiyar Willie’nin hikâyesidir. Willie “puro kralı” Henry Clay & Co. şirketinin karşısında durup gelip geçenlerin ayakkabılarını boyar. Ancak aklına bir soru takılmıştır Willie’nin. Bir gün yoldan geçmekte olan şeker kamışı plantasyonu sahibi, “şeker ekselansı” Mr. Bragg’a bu soruyu yöneltme “gafletinde” bulunur. Bragg’a “neden beyaz şeker siyah insanlar tarafından üretiliyor?” diye sorar. “Beyaz adam beyaz şeker istiyorsa kendisi yapsa olmaz mı?” Bu soru karşısında deliye dönen Bragg, Willie’yi öldüresiye döver. Bragg, her “beyaz lordun” daha küçükken öğrendiği gibi hareket etmiştir; ortada aslında şaşılacak bir şey yoktur. Willie Bragg’a böyle bir şey sormakla hata etmiştir belki ama diğer yandan Willie ne yapsın diye hayıflanır şiirin sonunda Mayakovski:
“Böyle soruların
Ancak Komintern’e, Moskova’ya sorulduğunu,
Willie nereden bilsin ki?”
1932’te Mayakovski’nin şiirinden hareketle, üstelik onun o dönemde çizmiş olduğu gravürleri de kullanarak “Siyah ve Beyaz” adlı anime film yapılır. Filmin yönetmenliğini “Sovyet animasyonun babası” olarak da anılan Ivan Ivanov –Vano ile L. Amalrik yapar. Mezhrabpom-Film stüdyosu tarafından üretilen film için Langston Hughes gibi siyah Amerikalı entelektüellerle de teşrik-i mesaide bulunulur (Hughes, bir romancı, oyun yazarı ve sosyal aktivist olduğu kadar jazz şiirinin de öncülerindendi). Hughes’un ortaya çıkan işten çok da memnun kalmadığının söylendiğini de bu arada not edelim.
Anime filmde Willie’nin hikâyesi Havana’dan ABD’nin güneyine, “Jim Crow yasaları” denen bir hukuksal segregasyon (“eşit ama ayrı”) sistemi aracılığıyla fiilî ama yapısal hâle gelmiş ırkçılığın hüküm sürdüğü ABD’nin Güneyi’ne taşınır. Film tarlada çalıştırılan, zincirlenip hapishanelere doldurulan ve elektrik sandalyesinde öldürülen siyahlar gibi güçlü ırkçılık karşıtı imgelerle doludur. Elektrik tellerine asılmış siyahların görünümü Spartaküs’ün yenik ordusunu hatırlatır. Bu arada bu etkileyici imgelere, Paul Robeson’un (hani Nazım Hikmet’in “türkülerimizi söyletmiyorlar” diye hayıflandığı “inci dişli zenci kardeşim”) sesinden “Sometimes I feel like a motherless child” (yani “bazen kendimi anasız bir çocuk gibi hissediyorum”) adlı kölelik devrinden kalma şarkı eşlik eder. Tıpkı Mayakovski’nin şiirinde olduğu gibi film de Willie’nin sorduğu türden sorular için müracaat edilmesi gereken adresin neresi olduğunun hatırlatılmasıyla sona erer.
Siyah ve Beyaz
Havana’ya bir bakış atmak
Pencerelerden alabildiğine parlak,
Palmiyelerin altındaki kızıl gölgeleriyle
Bir güneş ülkesi karşımızda.
O kaliteli şehri Vedado’da
Tek bacaklı flamingolar
Çiçekten kolyeler.
Sınır bahsinde
Havana’nın da pek eksiği yok;
Dolar beyaz adamı zıplatıyor
Siyahınsa ceplerini boşaltıyor.
Bu yüzden Willie
Henry Clay &Şti. önünde
Fırçası elinde
Gayet cüzzamlı görünüyor.
Bir ormanı dolduracak kadar çok kıymık ve tüy
Siyah Willie kazanmak için siliyor.
Midesinin sırtına yapışması
Saçlarının o kadar yılgın olması bu sebepten.
Daracık yataklarda düşler de cüce
Neşeli hayaller gayet ince
Bazen bir hırsız
Bazen bir iskele çetesi şefi
Bir kuruş atıyor “delikanlı”nın önüne.
Kurtulmak imkânsız kir küreyen ayakkabıdan.
Kafasının üzerinde yürümeden.
Her şey giderek kötüye gidiyor!
Daha fazla kir almak gerek.
Binlerce kıl var ama ayak sayısı sadece iki.
Kıvılcımlar ve motor sesleri
Üç millik caz.
Düz ve dosdoğru o bulvarlar, bükülüyor.
“Ah işte burada” diye düşünüyor,
Soluk bir fikir Cennet’in
Orası olması gerektiğini söylüyor.
Zekâya dair tek bir bobin yok
Willie’nin beyninde.
Çok az şey ekilip yetişmiş;
Ama bir şey
(Maceo anıtının taşına işlenmiş kelimelerden
Daha derin olmayan bir şey)
Kesiği derinden atıyor.
“Beyaz adam sert ve olgun meyveyi yerken
Siyah adam meyvesini kurtlarla bölüşüyor.
Açık tenli ellerde işler temizken,
Kara ellere hep karanlık çöküyor”
Willie başka hiçbir meseleyi merak etmiyor
Kafasını allak bullak eden tek bir soru var.
Beynini delip geçince bu soru
Willie elinde gönülsüzce tuttuğu
Büyük fırçasını düşürüyor.
O kadar bahtsız ki
Karşısına Puro Kralı Henry Clay’in
Şeker ekselansı,
Köklü beyazlığı ve çenebazlığı ile
Bay Bragg çıkıyor.
Şişko adama doğru koşuyor bizim “zenci”:
“Affedersiniz Bay Bragg
Zambak beyazı şekeri siyah adam yapıp
Siyah puronuzun olduğu çantanıza koyuyor
Kahvenizdeki şekeri neden siz yapmıyorsunuz?
Kendinize bir iyilik yapın
Bir iyilik.
Teveccüh gösterin efendim.
Bu iş de sizin olsun.”
Krallara has beyazlık yalazlı bir sarıya dönüp
Alevleniyor.
Böyle bir suale hiç rastgelmemiş kral
Her beyaz lordun öğrendiği şeyi yapıyor
Toz toprak içindeki eldivenlerini çıkartıp fırlatıyor.
Sarsak Willie donuna,
Kıçına siliyor elini.
Burnundan akan kan üstüne başına bulaşıyor.
Nefes aldıkça canı yanıyor.
Anlıyor bir şirrete soru sorulmayacağını.
Bir elinde fırça
Çürük içindeki yanağına bastırıyor diğer elini.
İyi de
Bu türden soruların Moskova’da Komintern’e
Sorulabileceğini nereden bilsin Willie?
Vladamir Mayakovski
1925
Bazen Kendimi Öksüz Bir Çocuk Gibi Hissediyorum
Bazen Kendimi Öksüz Bir Çocuk Gibi Hissediyorum
Bazen kendimi öksüz bir çocuk gibi hissediyorum
Bazen kendimi öksüz bir çocuk gibi hissediyorum
Evden çok uzaklarda
Evden çok uzaklarda

Bazen özgürlüğün yakın olduğunu hissediyorum
Bazen özgürlüğün yakın olduğunu hissediyorum
Bazen özgürlüğün yakın olduğunu hissediyorum
Ama o çok uzaklarda, çok çok uzaklarda

Bazen uçabilmeyi arzuluyorum
Bazen uçabilmeyi arzuluyorum
Bazen uçabilmeyi arzuluyorum
gökyüzündeki o kuşlar
Eve biraz daha yakın uçan o kuşlar gibi

Bazen neredeyse gitmiş gibi hissediyorum
Bazen neredeyse gitmiş gibi hissediyorum
Bazen neredeyse gitmiş gibi hissediyorum
Yukarı, o semavi vatana doğru
Yukarı, o semavi vatana doğru

Bazen kendimi öksüz bir çocuk gibi hissediyorum
Bazen kendimi öksüz bir çocuk gibi hissediyorum
Bazen kendimi öksüz bir çocuk gibi hissediyorum
Evden çok uzaklarda
Her yerde dua var.

(ABD’deki kölelik dönemine kadar uzanan bir geçmişe sahip zenci ilahisi. Ailelerinden kopartılıp satılan çocuklarla ilgilidir. Şarkı ilk kez 1870’lerde Fisk Jubilee Singers isimli grup tarafından icra edilmiştir. Diğer birçok geleneksel şarkı gibi bu şarkının da çeşitli versiyonları vardır. Şarkı ailesinden kopartılan bir çocuğun umutsuzluğunu ve çektiği çileyi anlatır. Bir yoruma göre “bazen” sözcüğünün sıkça tekrarlanması umuda dair bir ölçüyü ifade eder. “Öksüz çocuk” ifadesi ise anavatan Afrika’dan kopartılmış olmaya ilişkin bir mecazdır. “Çok uzaklarda olan ev” ise bir yanıyla cenneti anlatır.)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>