Zencî İsyanı

25 Şubat 2010 admin

Tahammülü zor rutubetli koşullarda güney Mezopotamya’nın tuz bataklıklarını temizleyip sadece irmik ve hurma ile beslenen, ırkî kökenleri yüzünden sürekli suiistimale uğrayan zencîler, yani doğu Afrikalı köleler, dokuzuncu yüzyıl Irak’ında yüz binleri bulan bir kitleyle on beş yıl süre boyunca isyana kalkıştılar. Zencîler, Irak’ın, İran’ın ve Bahreyn’in önemli bir bölümünü fethettiler, on yıl boyunca Basra şehrini ellerinde tutup burayı başkent yaptılar ve hattâ kendi paralarını bastılar.
Madencilik ve ziraat gibi emek yoğun faaliyetlerin Müslüman imparatorluklarında yaygınlaşması ile birlikte köle ticaretinde, özellikle Afrikalıların köleleştirilmesinde ciddî bir artış gözlemlenir. Bu dönemde Afrikalıların köleleştirilmesi gerçeğinin aklî bir kılıfa büründürülmesi gayreti de eşzamanlı olarak artar. Klasik dönemin kimi yazarları çalışmalarında zencilerin kalın kafalı ve yabanî olduklarından söz edip dururlar. Konuyla ilgili klişeleri yinelemekten uzak duran Basralı Câhiz(*), muhtemelen Afrikalı köklerinden mülhem, şunları yazar:
“Herkesin ortak kanaati şudur ki zencîler kadar cömertliği evrensel düzlemde gelişkin olan başka bir halk yoktur yeryüzünde. Herhangi bir öğrenme pratiğine ihtiyaç duymaksızın bu halk tefin ritmi eşliğinde dans etme hususunda doğal bir yeteneğe sahiptir. Dünyanın hiçbir yerinde onlardan daha iyi şarkıcı bulunamaz, onlar kadar terbiyeli ve belâgatli olup dilini küstahlıktan uzak tutan başka bir halk yoktur. Bedensel kuvvet ve fizikî dayanıklılık hususunda başka hiçbir millet onlara üstün gelemez. Zencîler, asaletin faziletlerinden olan cesarete, çalışkanlığa ve cömertliğe sahiptirler, ayrıca iyi huyludurlar ve kötülüğe çok az meylederler. Onlar daima neşelidirler, yüzlerinde gülümseme eksik olmaz, asil karakterlerinin bir delaleti olarak kimseye karşı haset etmezler.”
Zencî asiler, Abbasî imparatorluğundaki tüm toplumsal sınıfların ortak referans düzlemi olan İslâm’a başvururlar. Hatırda tuttukları önemli husus, İslam’ın başlangıcından itibaren mülksüzlerin bir devrimi olageldiği gerçeğidir. Azad edilmiş Suriyeli köle Zeyd Peygamber’in hem üvey evlâdı hem de bir askerî komutandır. Müminleri ibadete çağırması hususunda Peygamber’in görevlendirdiği ilk kişi, İslâm’ın ilk müezzini, Etiyopyalı bir köle olan Bilâl’dir.
İlk İbrahimî vahiyler gibi köleliği açıktan yasaklamasa da Kur’an kölelerin azad edilmelerinden ve yetimlerin doyurulmasından sürekli bahseder; öte yandan İslâm’da kölelerin konumu teorik açıdan Amerikalı kölelerden çok iyi muamele gören serflere yakındır. İslâmî yasalar kölelerin efendileri kadar yiyecek ve giyecek temin edebilmelerini şart koşar. Kölelerin de evlenme ve mülk edinme hakları mevcuttur.
Son vaazında Peygamber, köleliğin ırkî temellerine ilişkin olarak Arap olanla olmayanın ya da siyahla beyazın Allah’ın varlığının bilincinde olup olmamak dışında, fark bulunmadığını söyler. Zencî devrimciler kendilerini köleleştirip zulme maruz bırakan tüccarlar ve toprak sahipleri tarafından bu emirlere ihanet edildiğini görürler.
İsyanın lideri, hem İranî hem de Arabî kökene, muhtemelen de Afrikalı kanına sahip olan Ali ibn-i Muhammed’dir. Peygamber’in damadı ve amcaoğlu Ali’nin soyundan geldiğini iddia eden Muhammed, Şiî ve Haricî fikirleriyle kelimelerini kullanır. Sihirle ilgili kimi becerilere sahip olan Muhammed yarı peygambervari ifadelerle konuşur:
“Üzerime bir bulutun gölgesi düştü. Gök gürledi, şimşek çaktı ve bir ses bana ‘Basra’ya doğru ilerle’ dedi.”
Muhammed’in arkasından zencî kölelerin yanı sıra işçiler, köylüler ve bir kısım bedevî yürür.
Asilerin gerilla taktikleri, onları takiben acımasız katliamlar, Abbasî devletinin içindeki sekter, kabilevî ve sınıfsal ayrışmalar hareketin zaferini muştular. Türkî, Slav, İranlı ve Arap köleler devrimin bayrağı altında toplanarak El-Muhtare (Seçilmiş) şehrine yerleşirler. Zamanla, isyanın sonunda, devrim saflarındaki Afrikalı olmayan insanlar sayıca zencîlere üstün gelirler.
Son günlerinde “köle cumhuriyeti” hiziplere, sınıflara ve birbirlerini düşman olarak gören rakip iktidar merkezlerine ayrışır. Bu noktada Ali ibn-i Muhammed azad edilmiş kölelerin köle sahibi olabilecekleri vaadinde bulunur. Zencî hareketindeki birlik havasının dağılıp ahlâkî saflığın bozulması ile yeniden güç toplayan Abbasî orduları isyanı bastırma imkânı bulurlar. Ali ibn-i Muhammed’in şişlenen başı Bağdat sokaklarında gezdirilir.
İsyanın mağlubiyetini kapsamlı bir köleleştirme izlemez, aksine asiler merkezî hükümet güçlerine katılırlar. Kölelik hükmünü sürdürür, ancak bin yıl sonra, Umman kontrolündeki Zanzibar’ın Avrupa pazarlarına köle emeği ürünü baharat ve Hindistan cevizi göndermeye başladığı yıllarda, doğu Arap dünyasında kitlesel köleleştirme gayretlerine tanık olunur.
Rubin Yasin-Kassab
(*) El-Câhiz (Gerçek ismi: Ebu Osman Amr İbn-i Bahr el-Kinani el Fuqaimi el-Basrî [781 -Aralık 868/Ocak 869]) Zencî bir kölenin torunu olan, Doğu Afrikalı, Afro-Arab âlim. Arap edebiyatı, biyoloji, zooloji, tarih, ilk dönem İslâm tarihi, İslâmî psikoloji, Mütezile teolojisi ilgili çalışmalar ve politik-dinî polemikler kaleme almıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>