Tibet ve Uygur’da Adalet Mücadeleleri

9 Haziran 2009 admin

Çinli yetkililer 10 Mart’ta başlayan, kendi kaderini tayin hakkı amaçlı ayaklanma ve protestolarda binden fazla Tibetli’yi gözaltına aldı. Tibet kaynaklarına göre 140 protestocu, polis ve askerlerce öldürüldü. Çin hükümeti Lhasa’daki 14 Mart tarihli isyan sonrası 18 kişinin öldüğünü kabul etti. Bu ölülerin önemli bir bölümünün Hui Han Çinlileriydi ve Tibetlilere ait olmayan işyerlerini yakarken ve yağmalarken öldürülen kişilerdi.
10 Mart’ta, Çin yönetimine karşı gerçekleştirilmiş 1959 tarihli başarısız isyanın yıldönümünde Lhasa’da düzenlenen protestolara Budist keşişler ve rahipler de katıldılar. Muhtemelen Pekin Olimpiyatları’nın açılışında halkla ilişkiler konusunda kimi sorunlara yol açmasın diye Çinli yetkililer başlangıçta kendilerini dizginlediler.
Ancak bu dizginleme 14 Mart’ta ortadan kalktı, din adamlarının protestoları Tibetlilerin öfkesini kendiliğinden tetikledi ve tüm Tibet Özerk Bölgesi’ne, komşu Gansu, Kinghai ve Siçuan eyaletlerine yayıldı.
Uygurların Mücadelesi
Bu esnada, 23 ve 24 Mart’ta Uygur bölgesinden binden fazla kişi Sincan Özerk Bölgesi’nin güneyindeki Khotan şehrinde gösteri yaptı. Protestoların kıvılcımını, Uygurlu işadamı Muttalip Hacim’in polis gözaltısında katledilmesi ve kadınların başörtülerine yönelik sınırlamalar çaktı.
Sincan Bölgesi’nde Han milliyetinden olmayan diğer unsurlarla birlikte yaşayan Uygurlar Müslüman. Beş yüzden fazla Uygur, Khotan protestolarını ayrımcılık, terörizm ve dinî aşırıcılık olarak özetlenebilecek “üç kötücül güç”le suçlayan Çinli yetkililerce gözaltına alındı.
Çin hükümetine karşı Tibetli ve Uygur muhalefetini ateşleyen dert büyük ölçüde aynı. Her iki durumda da 1949 devrimini takip eden on yıl süresince Çin Halk Cumhuriyeti’yle birleşme, ekonomik gelişme ve kapitalizm öncesi sınıf ilişkilerinin tasfiyesini getirirken, beraberinde Han Çinlileri karşısında ayrımcılık ve kültürel, dinî baskıları getirdi, bu baskılar eğitim, sağlık ve istihdam gibi konularda düşük göstergelerin oluşmasına yol açtı.
Hem Tibet’te hem de Sincan’da, 1980’lerde ve 90’larda gerçekleştirilen piyasa merkezli ekonomik reformlar Çin’i küresel kapitalist ekonomiye entegre etti ve milliyetler arası gerilimleri yoğunlaştırdı. Çin imalatındaki patlama doğudaki sahil şeridinde yoğunlaştı; Sincan ve Tibet hammadde kaynaklarını temin etmekle yetindi.
Dahası, yoğun nüfusa sahip özerk bölgeler Han Çinlilerinin göç hedefi hâline geldi. Yereldeki halkın yüzleştiği ayrımcılık ve eğitimdeki dezavantajlar Sincan ve Tibet’te hızla büyüyen modern ekonomi sektörlerinin ve işgücünün göçmenlerin hâkimiyetine girmesini ifade ediyordu.
Millî Hareketler
Çin hükümeti ayrılıkçı hareketleri gerici addediyor. Ancak esasında sorun, gelişmenin kendisi değil, yerel halkların gelişmenin kazançlarından mahrum kalması ki bu, Tibet ve Sincan’daki Çin karşıtı hissiyatı besleyen yegâne gerçeklik.
Hem Tibet’te hem de Sincan’da millî hareketler dinî özellikler arz ediyorlar: Tibet’te Budist, Sincan’da Müslüman. Tibet’teki protestoların batı medyası için önem arz etmesine karşın, Uygurların mücadelesinin büyük ölçüde göz ardı edilmesinin tek izahı, Üçüncü Dünya’ya karşı batı saldırganlığının ana gerekçesi olarak anti-komünist Soğuk Savaş’ın ikâmesi “teröre karşı savaş”a bağlı olarak geliştirilen emperyalist propagandanın merkezî özelliği “olan İslâmofobi”.
Sincan’daki bağımsızlık yanlısı ana örgüt Doğu Türkistan İslâm Hareketi, Çin gibi ABD tarafından da terörist bir grup olarak sınıflandırılıyor. Soğuk Savaş süresince CIA, Tibet ve Sincan’daki silâhlı milliyetçi grupları destekliyor ama bu destek, 1972’de Çin ile Batı’nın barışmasına kadar sürüyor.
Ancak aynı zamanda Tibet haberlerinin geniş yer buluşu, bu tecrit içindeki Himalaya ülkesinin ruhanî açıdan ütopyaya meyyal olması noktasında batıda popüler oluşunu ifade ediyor.
Gerçekte Tibet halkı, kurumsallaşmış işkence ile teokratik asalete zorla hizmet eden fakir, cahil serflerden oluşuyor. Soğuk Savaş süresince ütopya efsanesi teşvik ediliyor ve 1959’daki isyanın bastırılması sonrası Hindistan’a kaçan Dalai Lamaliderliğindeki teokratik seçkinlerce başarıyla sömürülüyor.
Dalai Lama, politik kariyerine teokratik bir despot olarak başlıyor, hazinesinin altmış tonluk kısmını beraberinde sürgüne götürüyor ve kendisine bahşedilen aziz imajı ile Nobel Barış Ödülü’nü kazanıyor. Şaşırtıcı olmayan bir biçimde batılı siyasetçiler rock ilâhları ve sinema yıldızları ile birlikte görünme konusunda gösterdikleri şevki ve hevesi ona da gösteriyorlar.
Batı Desteği?
Ancak gene de Tibet konusunda, Çin ile ilişkiler noktasında konumlarını güçlendirmek amacıyla sözel kimi destekler verilse de Soğuk Savaş süresince batılı güçlerin Tibet’in bağımsızlığı için çabaladıklarını düşünmek hatalı olur.
Çin sadece kapitalizmi kucaklamakla kalmıyor, ayrıca küresel ekonomi için gerekli bir ülke hâline geliyor. Doğu Çin’de imalat sanayinde yaşanan patlama ya doğrudan ya da dolaylı olarak batı sermayesince kontrol ediliyor.
Birçok solcunun ve anti-emperyalistin, Tibet’in kendi kaderini tayin etmesinin bölgenin emperyalist dünya piyasasına açılması anlamına geleceğine yönelik yaklaşımı, emperyalist dünya piyasasının Tibet’e Pekin-Lhasa demiryolu aracılığıyla ulaşmakta olduğu gerçeğini göz ardı ediyor.
Batı’nın parçalanmış bir Çin görmeme arzusu, özerkliği savunan, bağımsızlığı reddeden ve isyana karşı ahlâkî eleştiriler getiren Dalai Lama’da yankısını buluyor. Bu, onun sürgündeki hükümeti ile ülke içindeki Tibetliler arasında bir ayrışmaya yol açıyor.
Kendi hesabına Çin hükümeti, Tibet ve Sincan’daki kendi kaderini tayin hakkına dayalı mücadeleler arasındaki benzerlikleri Tibetlilerin üzerine terörizm fırçası ile katran sürmek amacıyla kullanıyor. Örneğin 1 Nisan’da kamu güvenliği bakanlığı sözcüsü Wu Heping, Dalai Lama’yı Olimpiyatlara saldırmak amacıyla bomba timleri hazırlamakla suçladı.
Tony Iltis
4 Nisan 2008

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>