Taşların Dili Olsaydı

6 Ocak 2009 admin
Kenanîler üzerimde buğday dövüp ekmek pişirirlerdi benim. İbrahim çocukları beni alıp tapınak duvarına taşıdılar, ağlama duvarı oldum.
Sonra Romalılar geldi ve Elenize Yahudiler, beni içinde şarap içtikleri ve Stoacıların erdemlilikleri üzerine muhabbet, atalarının ve sakallı hahamların kavmî hikâyeleri ile alay ettikleri bir çiçek bahçesine koydular.
Makabeler ayaklanıp, Elen sevdalılarının evlerini ve bahçelerini tarumar edince, ben Masada Kalesi’nin son kavgadan arta kalan harabelerinin üzerinde yükselen duvarlarından biri oldum.
Kimbilir, kaç yüzyıl kıraç tarlalarda bir kaya idim, ta ki bir takım keşişler ve papazlar beni bir manastırın parçası yapana kadar…
Ve yüzüm bir pınara ve zeytinliğe ve çiçekler içindeki badem ağaçlarına dönük olsa da, o mübarek adamların dışkı kokuları beni sersemletirdi.
Fetihlerden ve yeniden fetihlerden memnundum, -Müslüman Araplar, Osmanlılar ve Haçlılar- sırasıyla bir cami, bir kilise oldum.
Kutsal yerler yerle bir edildikçe, boş tarlalarda çakıla döndüm.
Asırlar sonra ovalandım, temizlendim ve nihayet kıymetli bir hizmete koşuldum: hamur yoğurma tezgâhı oldum.
Koyunlar gölgemde otlandı, çocuklar etrafımda yakalamaca oynadılar, muzır bir horoz, gelen şafağı haber etmek için insanları tatlı uykularından uyandırmaya, benim üzerime tünerdi.
Derken etimden parçalar koparan kurşunların vaka-i âdiyeden olduğu bir zaman geldi… Osmanlılar çekip gittiler, ben olduğum yerde, işsiz güçsüz kalakaldım; en fazla, gülüşen çocuklarla onlara bilge adamların, büyücülerin hikâyelerini anlatan ninelerinin oturağı oldum, üzerimde ritim tutup zamanı müziğe bölen kahverengi ayaklar keyfimi hiç kaçırmazdı.
Bir zaman geldi; keşmekeş güne hâkim oldu, kurşunlar uçuştu, kan sele döndü.
Ve çocukların nineleri ötelere gittiler.
Evler talan edildi, zeytin ağaçları kesildi, bense zarar görmedim.
Bir kaya olarak kaldım, masalcıların ve onları dinleyenlerin neslince tesviye edilmiş bir kaya.
Etrafımı otlar, devedikenleri bürüdü.
İşgalci Yahudi “kurtuluş orduları”nın erleri ardımda gizlenip hacetlerini giderdiler.
Bir yanda alevler içindeki köyleri görürdüm, bir yanda bahçeli evleri, su kuyularını.
Asfalt “sadece Yahudilerin geçebildiği” yolları kapladığında artık yalnız değildim, taşlar yığıldı yöreme.
Nedenini bilemedim.
Tel Aviv’deki zeytin ve peynir servisi yapan bir açık hava lokantasında rustik bir sofra…
Ama sofrada kökleri yanık zeytin ağaçlarının yahut Yahudilerin “kurtuluş”u sırasında telef edilmiş kuzuların izi yok…
Parıldayan güneş altında yapayalnız, ıpıssız…
Yolun kıyısında öylece durdum, ta ki bir gün çıplak kahverengi ayaklı çocuklar artık ayaklarında yetişkin iskarpinleri olduğu hâlde geri dönüp ellerindeki taşları asfalt otobanda son sürat seyreden otomobillere fırlatana, granitten gönüm kurşunlara siper olana kadar.
Kimbilir, belki birkaç hayat kurtarmışımdır, belki bir dakika ya da bir saatliğine.
Zırhlar içinde birileri gelip yaralıları ve ölüleri gömdüler…
Tek bir mezara.
Bense onların mezar taşı bile olamadım, belki en fazla düşen çıplak, kahverengi ayaklı çocukların anısına bir anıt.
Sonra bir duvarın parçası oldum.
Devasa bir getto duvarının, dikenli tellerle örülü bir duvar.
Bir gün gölgeli yalnızlığımdan beni çekip aldılar, bir kamyona yüklediler ve nihayetinde hâlihazırda neysem o oldum: bir hapishane duvarı.
Allah’ın mağfireti benden eksildi, tağyir edildim.
Ama hepsinden beteri; muhabbetten sökülüp kasavete atıldım.
Bana meselenin nereden baktığınla ilgili olduğunu söylüyorlar.
Sırtım, Kutsal Kitaplarına göre “seçilmiş bir halk”ın, asma bahçeli lüks evlerine, yüzüm yurtlarından edilmişlerin yüzlerine dönük.
Bu insanların oğulları ve kızları artık büyücülere, bilgelere dair masalları değil, direnişçilerin, şehitlerin ve duvarları olmayan bir umut ülkesinin hikâyelerini dinliyorlar.
Ve ben anlıyorum ki benim gölgeli ıssızlığıma dönüşüm ancak parçası olduğum duvarın yıkılmasıyla mümkün olacaktır.
James Petras

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>