Suudi Arabistan’ın Yemen’deki Örtülü Savaşı

26 Ocak 2014 admin
Arap Yarımadası’nın en fakir ve en gergin ülkesi olan Yemen şiddete ve kan banyosuna artık hiç de yabancı değil. Diğer hiziplere kendi politik, kabilevî ya da dinî iradesini dayatmaya ve kabul ettirmeye çalışan çok sayıda yapının bulunduğu ülkede, 2011’de önceki cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih rejimini sarsan İslamî Diriliş Hareketi’nden sonra beklenmedik ayaklanmalara, kaotik gelişmelere ve kargaşaya tanık olundu.
Devrimciler Salih idaresine onun istifasını talep ederek meydan okuduğunda, bir despotun devrilmesini istemelerinin politik ittifakları ve perspektifleri değiştirdiğinin, ülkedeki iktidar dengesini kendi eksenine çektiğinin farkına pek varmadılar.
2011’den beri Yemen Salih ve Ahmar isimli iki ailenin yönettiği bir ülke. Cumhurbaşkanı Salih 1978’de iktidara geldi ve seleflerinin önemli bir bölümünün aksine, muhalefetin mevcut iktidarını sonlandırmasına izin veremeyeceğini fark etti, tam da bu noktada Suudi Arabistan Salih’in giderek artan gücünü dengelemek için yeni hamleler yapmak zorunda kaldı. Eğer Yemen ve Suudi Arabistan arasındaki işlevsiz dostluğun anlaşılması gerekliyse, bu noktada Suudilerin ancak Yemen’de yönetilebilir bir kaosun ve sefaletin muhafaza edilmesi suretiyle kendilerini güvende hissedebileceği görülmelidir.
Yarımadadaki en kalabalık nüfusa ve on binlerce askeri içinde barındıran profesyonel bir orduya sahip olan Yemen, izin verildiği takdirde, kullanıma ve sömürüye henüz açılmamış muazzam doğal kaynakları bir kenara, elindeki imkânlarla bölgenin en önemli süper gücü olabilecek bir ülke. Büyük zenginliklere ve jeopolitik öneme sahip bir ülke olarak Yemen, nihayetinde Suudi Arabistan’a kafa tutabilir, zenginleşmesine imkân verilse, Suud ailesinin tolare edemeyeceği bir tehdit hâline gelebilir.
Yemen’de İmam Muhammed Bedir’in 1962’de devrilmesinden beri Suudi Arabistan’ın tek derdi, bir zamanların mağrur ve zengin milletini ilgisizliğin eşiğine getirip bırakacak tutkulu bir gayretle, ülkeyi zayıflatmak ve fakirleştirmekti.
Yemen’in yapısına has kabilevî özellikler ve kabile liderlerinin hırsları üzerinden Suud ailesi doksanlarda yüzünü Ahmar ailesine döndü ve Salih’in yeni birleşik Yemen iddialarına karşı bu aileyi bir tampon olarak kullanmak istedi. 1990 yılında Kuzey ve Güney Yemen birleşerek Yemen Cumhuriyeti’ni meydana getirdiler.
Salih’in Genel Halk Kongresi’ne (GHK) doğrudan verilen bir cevap olarak Suud ailesi, merhum Şeyh Abdullah Hüseyin Ahmar’ın Salih’e karşı politik açıdan rakip bir parti kurmasına yardım etti: Islah Partisi radikal bir partiydi. Bu parti GHK’nin tam aksi görüntüsüydü. GHK ilkesel açıdan cumhuriyetçi iken Islah radikalizme sırtını yaslıyordu. GHK’nin amacı milliyetçiliği teşvik etmek iken Islah kabileciliği tercih etti. Politik spektrumun zıt kutbunda duran Islah, GHK’nin antitezi, Salih’in politik açıdan can düşmanı hâline geldi.
Otuz yıl sonra Yemen yeni bir başlangıç yaptı ama Suudi Arabistan fakir ülkenin geleceğini kontrol altında tutmak, bu amaçla yeni doğan yerel güç odaklarını ve politik partileri kuşatmak için çalıştı.
Huthiler, Şeyh Abdulmalik liderliğinde örgütlenen bir grup. Bugün Suudileri doğrudan tehdit eden bir güç durumunda. Onlarca yıldır süren baskı ve mezhepçiliğin motive ettiği zulmün ardından kontrolü yeniden ele alma niyetinde olan Huthiler, 2011’den itibaren, küçük bir paramiliter grup olmaktan çıkıp, kuzeydeki Sâda şehrinde güçlü bir halk desteğine sahip politik bir partiye başarılı bir biçimde dönüşmüş durumda. Artık hareket Ensarullah ismini kullanıyor.
Yemen’deki diğer politik partilerin aksine Ensarullah, Yemenliler arasında ciddi bir yankı buldu, zira hareket ülkenin eski politik muhafızına gerçek bir alternatif teşkil etti. Ensarullah’ın halkta karşılık bulması Suudilerin ve onların aşırı ortodoks destekçilerinin başını derde soktu. Yemenlilerin politik çoğulculuğu deneyimlemesine izin verilmemesi durumunda Riyad’ın Yemen’i kaybetmesi kaçınılmazdı. Diğer partiler gibi Ensurallah da Suud ailesinin mali ve ideolojik kontrolüne kesinlikle girmiyor, bu da Suudi krallığını rahatsız ediyordu.
Dolayısıyla Ensarullah’ı satın alamayan Suudi Arabistan örtülü savaşında selefîleri sürdü sahaya. Buradaki amaç açıktı: Yemen’in politik çoğulculuk ve ulusal birliği gerçek bir imkân hâline getirmesine mani olmak için mezhepçiliğin kullanılması.
Dahası hızla gelişen politik itirazların ötesinde Huthiler Suudiler için kullanılmayan petrol kaynaklarının bulunduğu zengin bölgeleri birer kale hâline getiren bir gruptu. Huthilerin böylesi bir zenginliği kullanmasına imkân vermek Suudilerin Yemen’in ana mali patronu olarak sahip olduğu konumunu yitirmesi demekti.
Huthilerle selefîler arasındaki çatışmalar medyada Suudilerin Yemen’de yürüttüğü örtülü savaşın gerçek manada sona erdiğini görmeyen bir bakış açısı ile yansıtılıyor.
Suriye, Bahreyn ve Lübnan’da aynı taktikleri kullanan Suud ailesi, kendi gündemini ve arzularını bölge geneline dayatmak amacıyla, tekfirci askerî birliklerin huzursuzluk çıkartmasına izin veriyor. Geçen hafta Riyad, Ensarullah’a yönelik saldırılarını bir adım daha öteye taşıdı ve doğrudan hareketin liderlerini hedef aldı.
Geçen Salı, Sanâ Üniversitesi hukuk fakültesinin eski dekanı ve Huthilerin Millî Diyalog Konferansı’nın bir temsilcisi olan Ahmed Şerafeddin başkentte silâhlı militanlarca kalbinden vurularak öldürüldü.
Meseleyi yakından takip eden kaynaklara göre, saldırıyı Suudiler organize etti ve burada Huthi liderliğine bir uyarı mesajı gönderilmek istendi.
Huthiler son dönemde Yemenli selefîlere karşı önemli zaferler elde ettiler ve selefîlerin ana dinî merkezi Dar-ül-Hadis’in bulunduğu kuzey kenti Dammaj’ı kontrol altına aldılar. Ahmed Şerafeddin’e yönelik saldırının Suudilerin işi olduğu iddiası, Suudilerin misilleme yapma tarzlarıyla da örtüşüyor.
Şerafeddin suikastı halkı ayağa kaldırdı ve Huthi hareketi destekçileri sokaklara dökülüp Suudi Arabistan’ın politik akıl oyunlarını bir biçimde kınadılar.
Suudilerin beceriksiz Yemen politikası gözle görülür engellere sahip. Suudilerin radikal aşırı ortodoks gruplara yönelik açık desteği ve El-Kaide’yi aşikâr biçimde himaye etmesi radikal yapılar ve militanlar arasındaki bağlantıyı kurmasını sağladı, böylelikle Riyad’ın bölgedeki politikası ve gerçek niyetleri daha net bir biçimde görülmeye başlandı.
Yemen’in yeni anayasasını hazırladığı, kendi demokratik geleceğini savunmak ve halkının değişim çağrısını onaylamak istediği bir dönemde Suudi Arabistan kendi otoritesi ve kontrolü için rakiplerini tasfiye etmek için uğraşıyor.
İnsanların politik mensubiyetleri ya da dinî inançlarına bakılmaksızın, mezhepçiliğin bir halkı tanımlamasına imkân vermek, tüm sosyal adalet umutlarını inkâr edecek, dolayısıyla adaletsizliği ve tiranlığı süreklileştirecektir.
Catherine Shakdam

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>