Suriye’de Sol Koalisyon

12 Ekim 2012 admin

Suriye: Silâhlı Hareketin Kaosu ve Suriye Devriminin Örgütlenmesi
Aylarca süren barışçıl mücadelenin ardından silâhın Suriye devrimine takdimi ne bir ânda gerçekleşti ne de basit anlamda duygusal bir tepkinin ürünüydü. Ta başlangıcından beri devrimi silâhlandırma çağrısı yapan ve şiddeti savunan kimi hizipler mevcuttu. Ancak kesin olan şu ki devlet Ağustos 2011’de Suriye’deki halkı katletme ve aşağılama taktiklerini benimsedi, Suriye ordusunu Temmuz 2011 sonu itibarıyla kendi halkıyla savaşa soktu ve tümüyle barışçıl harekete inanan ama zamanla fikrini değiştiren gençlik devletin artan şiddeti karşısında harekete geçti.
Dolayısıyla bu önemli adımdan korkmaya ya da barışçıl gösterilerden vazgeçilmesi karşısında hayıflanmaya hiç gerek yok. Bu hususun tartışılacak bir yanı da bulunmuyor. Bizler sıradan insanların barışçıl ve kendiliğinden seyreden gösterilerinden devrimin mevcut aşamasına, yani tüm yöntemlere başvurmayı gerektiren aşamaya geçmiş bulunuyoruz. Bu aşamada gösteri yapmak ve savaşmak el ele ilerliyor. Söz konusu aşamaya geçmiş olmamız sebebiyle, devrim, tüm unsurları örgütleme ve geçmiş derslerden bir şeyler öğrenme yoluyla, planlanmaya muhtaç olduğundan, bir biçimde mevcut sorunların incelenmesi gerekmektedir.
Burada hassas kimi konuların ele alınması zorunludur. İlk konu, silâhlı mücadelenin nasıl örgütleneceğidir (grupların birbirlerine bağlanması ve bu mücadeleyi geliştirecek açık bir dizi stratejinin belirlenmesi). İkinci konu, silâhlı mücadele ile halk mücadelesinin koordine edilmesidir. Bu başlık, özellikle silâhlı mücadelenin tüm dikkatleri üzerine çekmiş olması ve halk gösterilerini marjinalleştirmesi sebebiyle, önemlidir. Üçüncü konu ise bizlerin devletin artık kontrol edemediği özgür alanları örgütlemeye ve buraları kontrol altında tutmaya muhtaç oluşumuzdur.
Suriye’de silâhlı mücadele fiiliyatta kendilerine “Özgür Ordu” adını veren, birbirinden ayrı gruplardan müteşekkildir (bu tehlikeli bir durumdur zira “Özgür Ordu” ifadesi herkesin kullanabileceği belirsiz bir ifadedir.). Söz konusu grupların bazıları Suriye ordusundan kaçanlardan ibarettir (ana omurgayı bunlar teşkil etmektedir.) bazıları mezhepçidir, ekseriyeti meydana getiren geri kalan kısım ise silâh kullanma tecrübesi bulunmayan, bu nedenle sürekli savunmada kalan, saldırdıkları vakit çokça hata yapan sıradan insanlardan oluşan gruplardır. Bu gruba mensup insanlar birçok hata yapmış ama bu hatalardan dersler çıkartmamışlardır. Temel hataları, meskûn mahalleri üs edinmeleri ve rejim güçleri saldırıp kendilerini yok edene dek oralarda kalmalarıdır. Bu hatanın söz konusu yerlerdeki halk hareketi üzerinde oldukça olumsuz bir etkisi olmakta ve kimi yerlerde hareketi akamete uğratmaktadır. Rejim güçlerinin gücünü dikkate almaksızın “kurtarılmış” alanlardan söz etmek mücadeleyi geliştirmekten çok sekteye uğratmak anlamına gelmektedir. Bugün önemli olan, hassas merkezlere, kontrol altındaki şehirlere giden yollar üzerinde bulunan ordu güçlerine ve füzelerle topların yerleştirildiği noktalara dönük saldırılara odaklanmaktır.
Bu savaşçıların önemli bir bölümü devrimin başlangıcında yapılan gösterilerde yer almış, aşağı yukarı aynı yaşlarda olan genç insanlardır. Söz konusu gençler bugün yeterli bir eğitimden yoksun olarak savaşmakta, ellerinde ise ya askerî depolardan temin ettikleri ya da yüksek fiyatlara silâh tüccarlarından satın aldıkları hafif silâhlar bulunmaktadır. Bunlar bu savaşı kazanmak için daha iyi silâhlar temin edemeyecektir çünkü bu silâhları kendilerine verenler yaşanan savaşın hiç bitmemesini istemektedir. Dolayısıyla söz konusu gruplar süreç içinde bir orduya dönüşememekte ve rejim güçleri ile rekabet edememektedirler. Bu grupların uzun süre meskûn mahallerin merkezlerine yerleşmemeleri zorunludur. Sokak savaşı merkezde olma siyasetini dinamik bir siyasetle ikame eder ve her daim hareket içinde olmayı, ilkin ordu güçlerinin saldırmasını beklemek yerine, güvenlik ve ordu merkezlerine ani saldırılar tertiplenmesini emreder.
Bu da tüm askerî becerilerini kullanan rejime karşı gelişkin bir askerî stratejiyi gerektirir. Bu noktada gruplar ve bu grupların faaliyetlerinin koordinasyon içinde olmaları zorunludur. Ayrıca söz konusu grupların birlik olmalarını sağlayacak, onların faaliyetleri ve halkla ilişkilerini kontrol edecek belirli kurallara ve yasalara sahip bir yapının teşkil edilmesi gerekmektedir. Dahası halka hatta ordu içinde olup insan öldürmeyen belli kesimlere karşı savaş yürüten “şebbiha” ve ordu subaylarına dönük eylemler gerçekleştirmek de gerekecektir.
Devrimi, yaptıkları askerî ya da mezhepsel aptalca hatalardan korumak için aşırı dinî grupları bir kenara itmekten korkmamalıyız. Onlarla çatışma içine girmekten çekinmemeliyiz, zira onların sonrasında daha da güçlü olmalarını beklemek yerine onlardan kurtulmak daha hayırlı olacaktır. Bugün “Özgür Suriye Ordusu’nun görevlerinden biri de Suriye rejimini destekleyen ya da sessiz kalan “azınlıklar”ı korumak, onları aşırı grupların saldırılarına karşı müdafaa etmektir. Bu grupların bazıları “azınlıklar”a karşı bu türden suçlar işlemek amacıyla kurulmuşlardır. Suriye halkının bir parçası olan azınlık grupları ya sessiz kalmakta, mücadeleye girme konusunda tereddüt etmekte ya Suriye rejiminden korkmakta ya da Suriye muhalefetine ait bazı ifadelerden memnun olmamakta, hatta Körfez medyası ile onun arkasındaki güçlerden çekinmektedir. Bazı hiziplerin devrim şemsiyesi altında mezhepçi bir oyun içine girmelerine izin vermek hayli tehlikelidir. Bu yaklaşım söz konusu halk kesimleri arasında daha fazla korkuya yol açacak ve rejimin en az korkulacak seçenek olduğu konusunda onları ikna edecektir. Bugün ihtiyacımız olan, bu yaklaşımın tam zıddıdır, bizlerin devrimin sahibinin (söz konusu kesimleri de içerecek biçimde) tüm halk olduğunu göstermemiz ve polis artık halkı koruyamadığından, ortaya çıkan çetelerin belirli alanları kontrol altına almasına imkân verecek belirli bir durumun yaşanması sebebiyle, halkın güvenliğini sağlamamız ve ülkedeki kamu kurumlarını korumamız gerekmektedir.
Bize gereken askerî strateji, halkı ve onun faaliyetlerini destekleyen bir stratejidir. Halk hareketi bu devrimin en güçlü aracı olması sebebiyle, bizim bu hareketi tanımamız zorunludur. Rejimin başına devrimcilerin elindeki silâhların açacağı belâların katbekat fazlasını açacak olan halk hareketi olmaksızın devrim muzaffer olamayacaktır. Devrimci silâhlı hareketin kudreti halk hareketine bağlıdır ve silâhlı hareket halk hareketini onun dayandığı meskûn mahallerin merkezine kaymak suretiyle mahvetmemelidir. Söz konusu muhtemel gelişme kaçınılmaz olarak ilgili mahallerin yıkımına yol açacaktır. Zira bu mahallerin müdafaası imkânsızdır, çatışma gösteriler tertipleyen halkın buralardan göç etmelerine neden olmaktadır ve bu mahaller yardım gerektiren birer yük hâlini almakta, devrimdeki ana unsur olamamaktadır.
Strateji, ülkenin her noktasında mevcut olan koordinasyon komitelerinin devrim süresince edindikleri deneyim ışığında, yeniden örgütlenmesini ve böylelikle halk hareketinin motive edilmesini gerektirir. Bu komiteler, gösterilerin ne vakit ve ne şekilde tertip edileceğine, bu gösterilere katılan insanların talepleriyle devrimin hedeflerini yansıtan sloganların neler olacağına karar vermek için mevcut verili durumu incelemelidirler. Ayrıca söz konusu komitelerin uluslararası topluma bel bağlamaktan kaçınmak ve bunun yerine ülke içindeki harekete odaklamak için temel bazı politikalar belirlemesi gerekmektedir.
Bizlerin rejimin artık herhangi bir otoritesinin mevcut olmadığı alanları kontrol etmeye hazırlanmamız zorunludur (burada yukarıda da ifade edildiği üzere, ilgili alanların kurtarılmasından bahsedilmiyor.). Bizlerin, halka günlük iaşesini temin etme ve güvenliği sağlama noktasında alternatif bir otorite oluşturmak suretiyle mevcut görevlerimizi ifa etmemiz gerekmektedir.
Bunu başarabilmemiz için bizim yerel komiteler ve silâhlı gruplardan gelen gerçek bir liderliğe ihtiyacımız vardır. Ayrıca hizipler arasındaki ilişkileri organize edebilecek diğer toplumsal yapılar da genel politikaların oluşumuna katkı sunabilmeli ve kendi hedeflerine ulaşma noktasında çalışma yürüterek devrimi temsil edebilmelidirler.
Sonuç olarak devrimin hedefleri ve politikaları bugün itibarıyla, yani devrimin tüm güçlüklerinin tecrübe edilmesi ardından, netleştirilmelidir. Devrim için yürütülen çalışmamızın organize edilmesi ve rejimin günbegün çöküşü ile birlikte alternatif bir otorite oluşturmaya hazırlanmamız hayli önem arz etmektedir. Rejim son bir çaba ortaya koyabilir ama tüm eski çabaları gibi bu da başarısız olacaktır. Bu sebeple artık kendiliğinden bir seyir içinde olmanın anlamı yoktur. Artık kafa karışıklığının ne yeri ne zamanıdır. Saf anlamda askerî bir çözüm elde etmeyi unutmamız ve “kurtarılmış şehirler” fikrinin işe yaramadığını anlamamız gerekmektedir. Suriye Libya değildir, olmayacaktır. Rejim güçlerini felç etmek ve rejimin askerî lojistiğini bozguna uğratmak amacıyla yürütülen silâhlı hareketin desteği ile, bizim kendimizi halk hareketimize adamız gerekmektedir.
Şimdiye dek hayli ilerleme kaydetmiş durumdayız. Rejim artık savaşın güçlü tarafı değil, bu nedenle bizler bu avantajı kullanıp devrimi ileri taşımak için kendimizi örgütlemeye mecburuz.
Yassari, Sayı: 11, Suriye’de Sol Koalisyon, 2012 Eylül ortaları

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>