Şeyh Mahir Hammud

2 Ağustos 2012 admin
Lübnan’ın önde gelen Ehl-i Sünnet âlimlerinden Şeyh Mahir Hammud, son hutbesinde Suriye fitnesi üzerine durdu.
Şeyh Mahir Hammud’un 20 Temmuz 2012 Tarihli Hutbesinin Tam Metni:
Rahman ve rahim olan Allah adına…
Uçurum giderek derinleşiyor… Seyyid Hasan Nasrallah’ın öldürülen Suriyeli komutanlar hakkında “direnişçi” olduklarına dair yapmış olduğu açıklama, gerek Suriye’de gerek ise diğer Müslüman toplumlarda tepki ile karşılandı. Bir tarafta, Suriye krizinde kendi halkını öldüren birine destek verilmesi, diğer tarafta ise İsrail’e karşı defalarca zafer kazanmış büyük bir direnişçi… Peki, bu çelişkinin sebebi nedir? Bu önemli soru karşısında bizler nasıl bir tavır almalıyız?
Bu sorunun cevabı göründüğü kadar basit değildir. Siyasî, tarihî birçok açıdan bakmakla beraber, krizin hakiki olan tarafının yanında suni bir tarafının olduğu da göz ardı edilmemelidir. Hatta belki de gerçek bir çözüme ve cevaba ulaşabilmek için 33 yıl öncesine, İran İslam Devrimi’nin o müthiş zaferine kısaca bir göz gezdirmeliyiz.
İmam Humeyni, Şiilerin zihin dünyalarında çok önemli değişimlere sebep olan İmam, onları pasif bir bekleme alanından çıkarıp, aktif bir direniş alanına çıkarmıştır. Daha sonra ise yeni bir siyasî bilinç tesis ederek İslam Hukuku’nun hayata uygulanabilirliğini tüm dünyaya ilân etti. Daha sonra ise kendisine, dünya müstekbirleriyle hesaplaşmayı ve Filistin’i özgürlüğüne kavuşturmayı hedef hâline getirdi.
Zamanın ve şartların değişmesi, hedefinde asla bir şaşmaya sebep olmadı. Fakat kendi gücünün azlığı sebebiyle diğer Müslüman devletlere ihtiyacı vardı. Gerek siyasî, gerek tarihî, gerekse fıkhî sebeplerden dolayı yeterli desteği alamadığı için kendi döneminde hedeflerine tam olarak ulaşamadı. Hatta tam tersine, birileri tarafından mezhepsel farklar körüklendi ve Müslümanların aynı hedefe kilitlenmeleri engellendi; İran-Irak savaşında yapıldığı gibi…
Bu süre zarfında, Sünni dünyada ne bir hareketlenme ne de İran ile aynı hedefe yürüme talebinde olan bir ülke ortaya çıktı. Tam bu dönemde, Amerikan politikalarıyla birebir uyumlu bir devlet olan Suudi Arabistan ve Amerikan politikalarına ters düşmeyen bir İslam anlayışı doğup yeşermeye başladı. Göründüğü üzere Sünni doktrin, maalesef Batı merkezli hareket eden bir doktrin olmaktan kurtulamamıştır. Bugün ortaya sunulan Arap Baharı da netice itibarıyla aynı çizgiyi izlemektedir.
Tabiî buradaki mesele Şii Fıkhı veya Sünni Fıkhı değildir. Mesela, Lübnan’da direnişi örgütleyen Şii Fıkhı olmadığı gibi, Camp David Anlaşması’nı imzalatan da Sünni fıkhı değildir. Şii ve Sünni devletler arasındaki bir takım tarihî meseleler, bu gibi deformasyonlara sebebiyet vermiştir.
Suriye’nin gerek Lübnan gerekse Filistin direnişini desteklediğini asla görmezden gelemeyiz. Öncelememiz gereken bir gerçeklik vardır; o da İsrail gerçekliği… Fakat dünya bu gerçekliğe maalesef yeterince duyarlılık göstermiyor. Bugün bizler, tarihin tekerrür etmesine izin veriyor, üzerimizdeki baskı ve zulümlerin hafifletilmesi için şeytandan yardım ve destek istiyoruz.
Mesela Mısır, yetmişli yılların ortalarında maddî problemlerden kurtulmak için Amerika’nın kendilerine sunduğu kemer sıkma politikalarını takip edip, işlerin daha da sarpa sarmasına sebep oldu.
Lübnan’da ise İsrail devletinin varlığı bir grup tarafından olumlu karşılandı ve kendi menfaatlerine uygun addedildi. İsrail’e açıktan destek veren Lübnanlı gruplar dahi ortaya çıktı. İsrail’in gerçek yüzü açığa çıkınca ise, üzerlerindeki kötü imajı temizlemeleri uzun vakitlerini aldı.
Ve Irak… Bazı Iraklılar Saddam’ın en büyük zalim olduğuna emindiler ve ona karşı Amerika’dan bir kurtuluş aradılar. Nasıl bir akıbetle karşı karşıya olduklarını hep beraber gördük.
Bugün Suriye halkının belli bir bölümü, üzerlerindeki baskıdan kurtulmak için Amerika ve Batı’dan medet umuyorlar. Bu büyük hata içinde olmalarının hiçbir mazereti kabul edilemez. Bu sebeple Seyyid Hasan Nasrallah’ın sözlerini bu siyasî ve tarihî tecrübelerden uzak okumamalıyız. Nasrallah, Suriye halkına verilecek olumlu desteğin yarın onları sömürmek için kullanılacağını çok iyi biliyor.
Aklın sesi, akıtılan bu kanlar ve her gün patlayan silâhlar karşısında susuyor. Uygulanan bu politikaların, Ortadoğu’daki Amerikan politikalarının yürürlüğe sokulması ve Filistin davasının tamamen unutturulması için uygulanan bir girişim olduğu açıkça görülmektedir. On beş aydır, sokaklardaki çatışmalar ve çift taraflı akıtılan kanların görülmeyip hâlâ sadece Suriye Yönetimi’nin eleştirilmesi sorgulanmalıdır.
Görülüyor ki, adaletsizlik ve bir çelişkiler yumağının içerisindeyiz. Ve bu durumda iken net bir sonuca da ulaşamayacağız. Sadece çok kötü bir fitne ortamında olduğumuzu unutmamalıyız…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>