Mısır Nereye?

16 Ocak 2014 admin
Mısırlılar bugün iki ilaha tapıyorlar, hayatın yaratıcısı olarak Allah’a ve o hayatı örgütleyen olarak Devlet’e. Her ikisi çoğunlukla firavun formunda bir araya gelir, sonrasında ayrışır ama ortak plasentası sıkı sıkıya birbirine yapışık durur. Devlet, Nil’in akışının örgütlenmesine ve muhafaza edilmesine muhtaçtır. Her şeyden önce Mısır “Nil’in sunduğu bir armağandır.”
Mısırlılar 30 Haziran 2013’te, seksen yıldır devletin dışında kalmışların devletin bağrının nasıl terk edileceğinin öngörülemeyecek bir macera olabileceğini keşfettiler. Kurumlardaki yozlaşma ve tiranlığa karşın devlete geri dönmek, ne yapacağı bilinmeyen kalabalıkların peşinden sürüklenmekten daha güvenli ve muteber.
2011’in başında Müslüman Kardeşler’in çıktığı zirveden inmesi ve iki buçuk yıl sonra dipsiz bir uçuruma sürüklenmesi ancak yetersizlik ve kırılganlıkla ilgili olabilir. Onun imajını lekeleyen medyadan ya da ona karşı yürütülen savaşın Katar dışında tüm Körfez ülkelerince finanse edilmesinden söz etmek, konuyla ilgili yorumlara pek bir şey katmıyor. Her şeyin ötesinde İhvan’ın ikna edici bir seçenek sunamaması, depreme benzer bir etkiye yol açan yıkılışının arkasındaki ana neden. İhvan, neredeyse batının önemli bir yardımcısı hâline gelmişti. Mebzul miktarda kadroya sahipti ama bu kadrolar nitelik açısından zayıftı. Hareket sakallı bir kapitalist olmak dışında bir şey sunmadı ve belirli bir sosyoekonomik model üretemedi. İhvan kolektif bir diriliş projesi geliştiremedi.
Bu nedenle ordu yol ayrımına dek bu ülkelerle birlikte yürümeye mecbur. İhvan, karşı-devrimci rejimlerin verili sınırları içinde, geniş ve güvenli bir biçimde finanse edilmiş bir örgüt inşa etmek için kırk yılını harcadı. Hareket, Mısır’ın Temmuz Devrimi’ndeki imajını kolektif bilince kazıma noktasında muazzam bir katkı sundu. Bu da onun Hüsnü Mübarek’in yerini almaya hazır iktidar olduğunu teyit etti. Sonra iktidarı aldı: Mübarek devrildi ve İhvan iktidar için hazırdı. Bu süreç, Washington’un Sünni cihadcılık, İran-Şia ve Arap milliyetçiliğine karşı bir panzehir olarak İhvan’ı güçlendirmeye ilişkin yaklaşımı ile perçinlendi. İhvan, İsrail ile “Amerikalı” bir aracılığın birlikte ilerlemesi için en uygun unsurdu.
Washington, İhvan’ın dışarıdan görülen imajının içeriyi pek yansıtmadığının farkında değildi. 2013 başında bu farklılığı hissetmeye başladı ve İhvan’la mücadeleye girişti. Bütün olarak toplum devleti bekleyemezdi, bu nedenle 30 Haziran’da kitleler hâlinde alanlara döküldü.
O tarihten beri ufukta şu türden ilginç bir manzara beliriyor: sokak Nasırcılaşacak, seçkinlerse giderek daha fazla Sedatçılaşacak. Bunlar, baki kalması imkânsız olan, tuhaf bir karışım meydana getirdiler. Her ikisinin arasında duran ordu ise oturup bekliyor ve seçeneklerini görerek, “kavga”nın taraflarından birini seçmekten kaçınıyor. Özelde bunun nedeni, Mısır ekonomisinin şarampolün dibine yuvarlanmak üzere olması. Sina’da güvenlik delik deşik, burası neredeyse Mısır’ın Kandahar’ı olmak üzere, batıdaki sınırları boyunca eli silâhlı insanlara sıkça rastlanıyor. İhvan sokaklara dağılıyor ve silâha sarılıyor.
Ordu, İhvan ile birlikte var olmaya dair umut besleyen ABD’nin senaryosundan sapmış durumda ve bölgede taktiksel müttefikler buluyor. Bunlar, İhvan’ın merkezî bir Arap ülkesindeki hâkimiyetini varoluşsal tehdit olarak görenler, özellikle Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt’teki yöneticiler. Bu ülkeler, Mısır’ın batmasını ya da çıkmasını değil, sadece suyun yüzünde kalmasını istiyorlar. Batması ya da çıkması bu ülkeler için tehlike demek. Bu nedenle ordu yol ayrımına kadar onlarla birlikte yürüyecek.
Anayasaya evet diyerek İhvan tümüyle mağlup edilmiş oldu. İhvan’ın mağlubiyeti apaçık çağrıya karşın pek güvenli bir durum değil, ancak toplumun bunu dile dökmesi ve İhvan’ı önceki on yıllardaki duruma gerisin geri itmesiyle İhvan belli ölçüde aşağılanmış oldu.
Abdülfettah Sisi’nin cumhurbaşkanı olmasıyla ekonomin yarısını kontrol eden ve şiddet üzerindeki tekelini uygulamaya sokan askerî seçkinler cihadçıların tehdidi altında. Bugün İhvan üyelerine silâhlanma çağrısı yapıyor. Ülke zor bir dizi tercihle karşı karşıya: Enflasyon yüzde kaça çıkacak? Silâhlanan insanlarla ne yapılacak? Bölgeyi kuşatan sarsıntı içinde Mısır’ın konumu nedir? Uluslararası planda kime bağlanılacak ve kaderimizle nasıl yüzleşeceğiz?
Nasırcı-Sedatçı ittifak dağılacak. Sorulması gereken soru şu: bundan kim istifade edecek? Mantığa göre, Mısır’ın geniş dokunulmazlık alanına güvenle girmesi ancak modern bir Nasırcılık üzerinden mümkün. Ancak bağımlılık politikasına dair çıkarların kalıntıları bu eğilime sonuna kadar direnecekmiş gibi görünüyor.
Cevap Sisi’de.
Kemal Halef Tevil

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>