Madonna ve İsrail

15 Haziran 2012 admin
Madonna, “MDNA” turnesine 1 Haziran’da kendisinden beklenecek türden bir gösteri ile başladı. Birinci sınıf koreografisi, çok sayıda kostüm değişikliği, hep birden Tel Aviv’in dışındaki Ramat Gan Stadyum’unda 30.000 kişilik bir kalabalığa sergilendi. (Popun Kraliçesi”nin bu türden bir konser vermesi elbette ki kimseyi şaşırtmadı.)
Bugünlerde Madonna konserinde sahnede izlettirilen klipte Fransız aşırı sağının lideri Marine Le Pen’in alnında bir gamalı haçla birlikte gösterilmesi karşısında çok sayıda kiralık kalem öfkeli yazılar döşeniyor. Bu klibe gelen tepkiler arasında kalın kafalı yazarlarca kaleme alınmış yazılar olduğu gibi Madonna’ya destek veren yazılar da var. Birinci kesim, “Yahudilerin ülkesinde nasıl olur da gamalı haç gösterir?” diyor, destekleyenlerse onun “Avrupa’da sağın yükselişine dikkat çekti”ğini söylüyor. Le Pen ise “aynı şeyi Fransa’da denemeye kalkarsa onu dava ederim” diyerek Madonna’yı tehdit ediyor.
Tüm bu yorumlar en aşikâr ve en gizli olanı gözden kaçırıyorlar: Madonna’nın öncelikle İsrail’de konser vermek için dünyanın en önemli meselesinin üzerinden atlaması, tabiri caizse en sağlam nöbetçi kulelerini geçmesi gerekiyordu.
Stadyumdaki sahnesinde Madonna “oldukça özel ve önemli bir nedenden ötürü dünya turneme İsrail’den başladım” diyor. “Bildiğiniz gibi, Ortadoğu’da ve burada yaşanan tüm çatışmalar binlerce yıldır var ve bu çatışmalar artık bir son bulmak zorunda. Dünyada barış istemiyorsanız siz benim hayranım da olamazsınız.”
Aynı gün iki Filistinli kardeş ellerinde Madonna’nın “barış” konserinin biletleri, şovu izlemek için ortaya koydukları çabayı filme çektiler (“Duvara Karşı Anarşistler ve Şeyh Cerrah Hareketi Madonna’nın Irk Ayrımcısı ve İşgalci İsrail’i Aklayıcı Davetini Reddediyor”, İşgal Altındaki Filistin’den Canlı, 31 Mayıs 2012)
Bu çaba, İsrail’in Batı Şeria’da diktiği duvar yüzünden engellendi. Madonna bu iki kardeş ve benzer bir çaba ortaya koyan sayısız Filistinli için tek kelime etmedi. Dünya barışı ile ilgili onca boş lafa rağmen ağzından ayrımcılığa maruz kalan kitleler için bir söz çıkmadı.
Filistinlilerin Çilesi Karşısında Sessiz Kalmak
Madonna, Filistinli politik tutsaklar ya da devam eden açlık grevi ile ilgili de bir şey söylemedi. Afrikalı mültecilerin ülkeden kovulmalarını isteyen İsrail Meclisi, Knesset üyelerinden de bahsetmedi. Esasında “binlerce yıldır” sürdüğünü söylediği çatışmalarla ilgili olarak papağan gibi yinelediği zırva da Batı’nın her gün beslendiği eski bir oryantalist laftan başka bir şey değil. Bu tespit, Madonna’nın Filistinlilerin her gün hangi koşullarda yaşadıklarına ilişkin hiçbir şey bilmediğini ortaya koyuyor.
Marine Le Pen görüntüsü meselenin önemli bir bölümünü gizlemekten başka bir işe yaramıyor. Bu meselenin bir ayağı da Avrupa seçimlerinde ciddi oy alması beklenen faşist tehdidin İsrail’de de yükselişte olması. Aşırı ortodoks çetelere Arapları sokak ortasında dövme izni veriliyor ve üstelik bu çeteler herhangi bir ceza da almıyorlar. Hayfa gibi şehirlerde Afrikalı mültecileri çalıştıran işyerlerine lisansları ellerinden alınacağı konusunda uyarılarda bulunuluyor. Sürekli Filistinlileri “transfer” etme vaadinde bulunan dışişleri bakanı Avigdor Lieberman, Hollanda Özgürlük Partisi’nin göçmen karşıtı lideri aşırı sağcı Geert Wilders’i büyük bir coşkuyla karşılıyor.
Marine Le Pen’in bir resmini göstermekle bu gerçek değişmiyor, ayrıca tahmin de edilebileceği gibi Madonna İsrail’deki faşistlerden de zerre bahsetmiyor. Popun Kraliçesi, Filistinlilerin İsrail’e karşı uygulanmasını istedikleri boykot, tecrit politikası ve yaptırımlara ise hiç bulaşmak istemiyor.
Özünde bu, İsrail işgalinin Filistin’e karşı muzaffer oluşunun özünü teşkil ediyor: ırkçılık ve ırk ayrımcılığı üzerine kurulu sömürgeci devletin sırtını yasladığı şiddete dayalı gerçekliğinde yaşanan çatışma, barış sevicilerin kültür ve medeniyet kalesine karşı yürütülen bir savaş olarak algılatılıyor.
Şüphesiz Madonna’nın İsrail konseri de bu tantanayı kuşatan bir renk hâlini alıyor. Amerikan futbolu şampiyonluk müsabakasında bu turnenin duyurusunu yaptığından beri konserin yaygarası da başlamış oldu. Muhtemelen bu yaygarayı en çok İsrailli politikacılar ve görevliler koparttı. Konserin yaklaştığı günlerde Londra’daki İsrail büyükelçiliği Filistinlilerin Boykot, Tecrit ve Yaptırım kampanyasını “İsrail karşıtı bir hareket” olarak yaftaladı. İngiliz Yahudi Vekilleri Kurulu, İsrail’in Güney Afrika ile kıyaslanmasını “başarısız boykot kampanyasının yanıltıcı ve umutsuz bir gayreti” olarak niteledi.” (“İsrail Yeni Güney Afrika’dır”, The Independent, 3 Haziran 2012).
Halkla İlişkiler Yutturmacası
Madem kültürel boykot başarısız, neden onu kınamak için bu denli gürültü çıkartılıyor? Neden Knesset, boykot savunucularının yargılanabilmesi için yasalar çıkartıyor? Neden İsrail hükümeti “politik açıdan kışkırtılmış iptaller”in mali etkilerine karşı devreye girmek istiyor?
Boykot, Tecrit ve Yaptırım kampanyasından öyle korktular ki özellikle müzik endüstrisindeki Amerikalı ve İsrailli eğlence sektörü yöneticileri, İsrail’e karşı başlatılacak kültürel boykot hareketine karşı koymak amacıyla birlikte “Barış İçin Yaratıcı Topluluk” adında bir grup oluşturdular.
İsrail hükümetinin ve konser endüstrisinin gergin olmaları için bir dizi neden var elbette. MDNA turnesi İsrail’de başlatılmış olsa da Boykot-Tecrit-Yaptırım Kampanyası önemli bir ivme kazanmış durumda. Öyle ki Madonna’nın halkla ilişkiler ekibi sol eğilimli örgütlere 600 bilet ayrılacağını duyurmak zorunda kaldı (“Madonna İsrailli ve Filistinli eylemcileri Tel Aviv konserine davet ediyor”, Haaretz, 31 Mayıs 2012).
Ama bu hamle de boşa çıktı. Bazı gruplar Batı Şeria ve Gazze’dekilerin konsere gelemeyeceğini söyleyerek daveti reddettiler. Bunun devamında da kendilerine yönelik kamuoyu ilgisini BTY kampanyası için daha geniş bir platform tesis etmek amacıyla kullandılar.
Bu gruplardan biri Duvara Karşı Anarşistler, diğeri ise Şeyh Cerrah Dayanışma Hareketi. İkinci grup şu tespiti içeren bir de bildiri kaleme aldı: “Madonna İsrail işgalini, İsrail’in ayrımcı politikalarını ve imtiyazlar üzerine kurulu rejimini hiç eleştirmedi. Bu nedenle biz onun İsrailli barış eylemcilerini konserde görmek istemesinin Ortadoğu’da barışı teşvik eden sanatçı imajını pekiştirmek için yapılmış bir hamle olduğuna inanıyoruz. Biz Filistinliler hilafına Madonna için devreye sokulmuş bir halkla ilişkiler yutturmacası olmayı reddediyoruz. Bu bizim tarzımız değildir.” (“Madonna solcu grupları konsere davet etti, anarşistler reddetti”, +972 Magazine, 31 Mayıs 2012).
İsrail toplumundaki eşitsizlikler yanlışlıkla da olsa Madonna’nın tarafında da karşılık buluyor. Manşetlere Madonna’nın aslen Filistinli olan dansçısı Ali Ramazani’nin Aksa Camii ziyareti esnasında attığı “tweet” yansıyor: “Kudüs’te insanı kendisine hayran bırakan Aksa Camii’ndeyim ve ben camiin İsrail’de değil, tüm kudreti ve şerefiyle Filistin’de olduğunu söylemek istiyorum.” İsrail gazeteleri bu mesajın ihtilaflı olduğu üzerinde duruyor (“Popun Kabalacı Kraliçesini İzlerken”, Times of Israel, 29 Mayıs 2012).
Görünüşe göre İsrail konser endüstrisi oynadığı oyunda belli bir ivme kazanırken BTY hareketi de aynı ölçüde güçleniyor. Madonna’nın mega şovunu kuşatan kampanya, Gazze’ye Özgürlük Gemisi Katliamı’nın her türden performansın iptal edilmesine neden olduğu 2010’dan beri geçen süre zarfında en yüksek aşamasına ulaşmış bulunuyor.
O günden beri BTY kampanyası için çalışan eylemcilerin aralıksız girişimleri sonucu İsrail’de birçok konser iptal edildi (Tuba Skinny, Natacha Atlas ve Cat Power). Yardbirdsve Zdob si Zdub gibi başka isimler de kampanyaya resmen dâhil olmasalar bile turne programlarından İsrail’i çıkarttılar. Başarısız olmak şöyle dursun kültürel boykot hareketi tam da yapmak istediği şeyi yapıyor: İsrail’in uyguladığı ırk ayrımcılığına ışık tutmak ve nöbetçi kulelerini geçenleri utandırmak.
Her iki tarafta da yumruklar sıkılmışsa sert eleştiri ve ağır tartışmaların önemi kesinlikle küçümsenemez. Madonna’nın dünya barışı ile ilgili bitmek tükenmek bilmeyen gevezelikleri boş ama gene de bu gevezelik sömürgecilerin elinde etkin bir silâh olarak kullanılabiliyor. Güney Afrika’da olduğu gibi İsrailliler yıllarca Arap-İsrail çatışmasını “iki eşit taraf”ın yürüttüğü bir iş olarak göstermeye çalıştılar. Genç Filistinlileri dünyanın en büyük askerî gücü tarafından temin edilen tanklara taş fırlatırken gösteren görüntüler son yirmi yıl boyunca yaratılmış “eşit taraflar” efsanesinde delikler açtı.
Çifte Standardı Örtbas Etmek
Gene de İsrail’in aşırı sağcısından liberaline tüm politik kesimi Filistinlilerin silâh bırakmasını istemeye devam ediyor, üstelik bu talebi Batı Şeria ve Gazze İsrail yerleşimleri ve namlularla kuşatılarak tüm dünyadan tecrit edildiği bir dönemde dillendiriyor. Çifte standart tüm yönleriyle gözler önüne seriliyor ama işgalcilerin elinde kültürün rolü bu gerçeği örtbas etmek oluyor.
Konsere katılan eylemcilerle ilgili olarak Madonna sahnede kalabalığa “hem Filistin’i hem de İsrail’i temsil eden oldukça cesur ve önemli STK’ler (sivil toplum kuruluşları) var burada.” diyor. İfade tarzına dikkat edin, altındaki anlama bir bakın, gene aynı şey: savaşın eşit iki tarafı var.
Nakba’yı (1948’de Filistin’deki sistematik etnik temizlik) boşverin, onlarca yıl boyunca insanların yerlerinden yurtlarından edilmesini boşverin, toprakları gasp ederek sağa sola savulan yüz binlerce Filistinli mülteciyi ya da hapishanelere tıkılan binlerce insanı takmayın kafanıza. İsrail’in baştan ayağa batı tarafından silâhlandırılmış olmasını ve ulusal gelir dâhilinde en fazla askerî alana harcama yapmasını umursamayın. İfadedeki küçük bir müdahale ile tüm tarih ve gerçeklik kenara itiliyor ve sömürgecilerin rahatlaması ve sömürgeleştirilenin direnişi karşısında suçsuz bir konuma sahip olması sağlanıyor.
Burada doğası itibarıyla örtük bir suç işleniyor. Madonna ister bunun farkında olsun ister olmasın (ki farkında olma ihtimali mevcut), onun müziği ve sanatı cani devlet propagandasının hizmetine bilinçli olarak koşuluyor. Bu bir komplo teorisi değil. İsrailli politikacılar, ünlü sanatçıların İsrail’de sahneye çıkmaları karşısında pek bir mutlu oluyorlar. Benjamin Netanyahu, Justin Bieber’in Tel Aviv’de konser vermesini sevinçle karşılayacağını söylüyor ve onu bu konsere ikna etmek için genç pop yıldızı ile görüşme talep ediyor (“Justin Bieber’in Benjamin Netanyahu ile Yapacağı Toplantı İptal Edildi”, The Daily Telegraph, 13 Nisan 2011).
Sahte pankçılar Simple Planbahar başında İsrail’de verecekleri konseri İsrail Devleti’nin Twitter hesabından duyuruyor. İsrail dışişleri bakanlığında genel müdür yardımcısı olarak çalışan Nissim Ben-Şitrit, “biz kültürü en önemli hasbara(propaganda) aracı olarak görüyoruz. Ben hasbara ile kültürü birbirinden ayırmıyorum. ” diyor.” (“Yüz Hakkında,” Haaretz, 20 Eylül 2005).
Bu elbette BTY karşıtı olanların itiraz edeceği bir tespit: onlara göre sanat politikanın “üzerinde” ve “insanları bir araya getirmekten başka bir rolü yok”. Sayısız kez çürütülmüş olmasına karşın bu türden bayat laflar hâlâ ediliyor. Tüm cafcaflı iddialarına karşın bu tarz laflar sanatın bir emek biçimi olduğunu inkâr ediyor özünde. Ayrıca herhangi bir sendika üyesinin de söyleyebileceği gibi emek kısıtlandığı takdirde tekere çomak sokmaya mecburdur.
Bu Madonna için geçerlidir. Bugün 25 yaşındayken döktüğü ter ve yaptığı fedakârlık düzeyinde işler ortaya koysa da gösterilerinde daha fazla sahne görevlisine, ses cihazına ve güvenliğine ihtiyaç duyacaktır.
İnkâr edilemeyecek bir gerçek şudur ki MDNA turnesinin İsrail’de başlamış olması ırk ayrımcısı devlet için bir zaferdir. İnkâr edilemeyecek diğer bir gerçek ise Boykot-Tecrit-Yaptırım hareketinin büyüdüğüdür. Madonna tarafında ateşin biraz daha körüklenmesi, iktidara karşı muhtemel kimi hakikatlerin şaşırtıcı biçimde dillendirilmesi ile sonuçlanacaktır. Bir örnek vermek gerekirse, Red Hot Chili Peppers’ın Tel Aviv konserinin iptal edilmesi için yürütülen kampanya önemli bir kazanımla sonuçlanmıştır.
Böylesi bir tecrübenin yeri kesinlikle doldurulamaz. İsrail’in işlediği suçlara ışık tutmak her şeyden daha önemlidir. Madonna’nın havalı ve ışıltılı gösterisi çok insanın gözlerini kör edip kafalarını karıştırmış olabilir ama eninde sonunda bu gösteri, doğru yöne ışık tutanların kolektif çabaları ile asla kıyaslanamaz bile.
Alexander Billet

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>