Haluk Gerger Mülâkatı

6 Eylül 2012 admin

İştirakî: “Arap Baharı” olarak etiketlenen sürece ilişkin solda belli bir ayrışma söz konusu. Bir yanda onu Kazakistan, Gürcüstan, Ukrayna ve İran’da yaşanan batı güdümlü “renkli devrimler” silsilesine dâhil edenler, diğer yanda da halkların özgürlük ve kurtuluş mücadelesi olarak analiz edenler duruyor. Siz bu süreci özet olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Haluk Gerger: “Arap isyanları” dışarıdan gelen etkilerle başlamadı, aksine neredeyse bütünüyle iç dinamiklerden, yıllardır için için kaynamakta olan toplumsal muhalefet ve direniş birikiminden kaynaklandı. Bence, kapitalizmin küresel krizinin etkileri dahi ikincil plandaydı. Aslında, bu isyanları, Arap dünyasındaki Sykes-Picot’dan başlayarak, son 100 yıl içindeki mücadele geleneğinin bir aşaması olarak değerlendirmek gerekir. Emperyalizm elbette sürece müdahil olmuştur. Önce, gafil avlandığı Mısır ve Tunus’ta restorasyonu Mübarek gibi piyonları kurban verip sistemin bürokrasisi ve işbirlikçi sınıf ve katmanlarla gerçekleştirme yolunu seçmiştir. Burada kimi ödünler verilerek, yani geri adım atılarak ileri bir hamle yapmış, düzenin yeniden üretimini sağlamaya çabalamıştır. Daha sonra, Bahreyn ve Libya örneklerinde görüldüğü gibi, Suudiler gibi vekilharçları ya da doğrudan NATO aracılığıyla silâhlı müdahale politikasına geçiş yapmıştır. Nihayet, şimdilerde Suriye’de görüldüğü gibi, doğrudan iç savaş tarafı olarak ve bir askerî işgalin altyapısını hazırlamak üzere kışkırtma, sabotaj, fiilî örgütleme stratejisini uygulamaya koymuştur.
Kuşkusuz, isyanların politik amaçları bakımından netlik, ideoloji olarak vuzuhsuzluk ve örgütsüzlük, önderliksiz olma gibi zaafları vardı ve bu nedenle de devrimden ziyade restorasyona doğru evrilmiştir süreç ama bu, gelişmelerin yerel karakterine gölge düşürmez. Her şeyi yapmaya sadece emperyalizmin kadir olduğunu sanmak yanlış bir bakış açısından kaynaklanır ve ezilen halkların tarihin asıl yapıcısı olduğu gerçeğinin gözardı edilmesi sonucunu doğurur.  
Devrim, kimilerinin sandığı gibi, steril bir biçimde, bir yanda zalimler/burjuvazinin, öte yanda ezilenler/emekçiler/işçi sınıfının konumlandığı savaşlar sonunda haklıların kazanması biçiminde oluşmaz. Ne işçiler bir bütün olarak bu kadar bilinçli ve örgütlüdürler, ne ara sınıflar bu kadar feraset sahibidirler, ne de egemenler buna izin verecek kadar aptaldırlar. Bu görüş, egemenlerin ellerindeki çok yönlü araçların yetersizliğini vurgulayan “sol” bir sapmadır ve her “sol” sapma gibi önünde sonunda sağcılıkla buluşur. İsyanlara, devrim değil diye, küçümseyerek bakmak yanlıştır. Devrimler böyle ortaya çıkıyor, halklar böyle tarih yazıyor. Aceleyle bunları “devrim” diye nitelendirmek de yanlıştır elbette ama isyanlardaki hem devrim, hem restorasyon dinamiklerine bakmak gerekir, birincisini geliştirmeye, ikincisini de geriletmeye çalışılmalıdır.
İştirakî: Aynı özgürlük ve kurtuluş mücadelesi tespiti yapanların yanı başlarındaki Kürd’ün özgürlük ve kurtuluşuna ilişkin tek laf etmemeleri, etseler bile bunu olumsuz bir biçimle birlikte dillendirmelerine tanık oluyoruz. Mısır’da toplanan Suriye Muhalifleri toplantısı sonrası Kürdlerin iradî beyanları açık bir küfre mazhar oldu. Bugün ABD’nin Türkiye ile tampon bölge için masaya oturduğunu görüyoruz ve esas olarak bu tampon bölge Suriye Kürdlerinin irade beyan ettiği coğrafya. Kürdlerin Ortadoğu’da yaşanan söz konusu gelişmeler içindeki konumu ve yönelimine ilişkin ne tür analizler geliştirilebilir?
Haluk Gerger: Kürt isyanları ya da isterseniz “baharı” elbette çok öncelere dayanır. Kürtler, ne yazık ki, bölgede sadece kıyıcı rejimlerce ezilmekle kalmamışlardır, aynı zamanda, şovenizm ve militarizmin etkisi altındaki hâkim bölge halklarının da olumsuz tavırlarının kurbanı olmuşlardır. Bölgenin gerici güçleri, Türkiye, İran, Suriye ve Irak, aralarındaki bütün çelişkilere karşın onyıllarca Kürtlere karşı işbirliği içinde olmuşlar, birbirlerinin suçlarına ortak olmuşlardır. Bugün bile, muhalefet odakları, kendi demokratik karakterlerine gölge düşürecek biçimde Kürtlere karşı bir tavır sergileyebilmektedirler. Emperyalizmle işbirliğine yöneldikçe ya da Suriye muhalefetinin yaptığı gibi kıyıcı Türk rejiminin kanatları altına girdikçe Kürtlere karşı tavırları da daha olumsuz olmaktadır.  Aslında böylece bu odaklar isyanların meşruiyetlerini ve demokratik özünü zedelemektedirler, onu rayından çıkartmaktadırlar, isyanlara içinde mevcut devrimci özün emperyalizm tarafından çalınmasına zemin oluşturmaktadırlar. Ama yine de mazlumların ayaklanması ve zalimleri bir ölçüde olsun devirmesi, psikolojik dengeyi halklar lehine çevirmesi iyidir ve bu zaten isyanda olan Kürt halkının da dolaylı bir kazanımıdır. Mazlumların dayanışması belki böyle dönemlerde daha kolay örülebilir, Kürtlere karşı haksız konumda olan hâkim halklar da mücadele içinde daha olumlu bakış açılarına doğru yönelirler. Unutmamak gerekir ki, bu isyanlar sonucunda Bölge’nin statüsüz Kürt statükosu da artık yıkılmıştır ve bu büyük bir gelişmedir.  
İştirakî: “Arap Baharı” ile ilgili değerlendirmelerde bir de dikey ayrım yapılıyor. Tunus-Mısır ile Libya-Suriye arasında belirli bir tasnife gidiliyor. İlk grup desteklenirken, ikincisine karşı bir cephe alınıyor. Solda da Suriye meselesi üzerinden bir tartışmanın yaşandığı görülüyor. Sizin orada olup bitenlere ilişkin analiziniz ne yöndedir?
Haluk Gerger: Evet, son iki süreçte emperyalizmin rolü ve dış karışmacılık daha belirgin ve etkin. Bu durum bizi oralardaki zalim rejimlerini desteklemeye götürmemeli. Örneğin, BAAS rejiminin kıyıcılığını herhangi bir bahaneyle örtmek, görmezden gelmek ya da desteklemek çok yanlış olur. Devrimciler iki kötü arasında tercih yapma durumunda değillerdir. Emperyalizmi ve müdahalelerini desteklemek, hatta hayırhah görmek ne denli yanlışsa, zalim rejimleri desteklemek de o kadar yanlıştır. Şu tespit doğrudur: emperyalizmin Suriye’ye müdahalesi ve oradaki başarısı bütün Bölge halkları ve hatta dünya için kötüdür; buna karşılık BAAS rejimi isyanı bastırdığında bundan esas olarak sadece Suriye’de yaşayanlar zarar görür. Evet, Suriye’de bir Türk askerî varlığı başta Kürtler herkes için felâkettir fakat bu çerçeve içine kıstırılmak baştan yanlıştır. Yapılması gereken, yıkıcı BAAS rejimine karşı çıkmak, muhalefetin bütün anti-demokratik ve işbirlikçi yaklaşımlarını kınamak ama bu arada özellikle Türkiyeli devrimciler bakımından mutlaka Türk tampon bölge, işgal ya da karışımcılığını engelleyecek bir hareketlilik içinde olmaktır.   

İştirakî: İslamî kesimlerde de ciddi bir ayrışmanın yaşandığını görüyoruz. Bir taraf, İran-Irak-Suriye-Hizbullah hattına diğer bir taraf ise Ankara’dan Basra Körfezi’ne uzanan bir başka hatta işaret ediyor. Ortadoğu bağlamında emperyalizmi nasıl anlamak gerekir?

Haluk Gerger: Emperyalizm bölge halklarını hem doğrudan askerî gücüyle, hem tetikçileri aracılığıyla, hem de “yumuşak gücü”yle, yani ideolojik, kültürel, vb. etkileriyle (BOP) köleleştirmek istiyor. Örneğin, Türkiye, hem tetikçi olarak görev yapıyor, hem diyaloglarını geliştirebildiği ölçüde taşeronluk görevi ifa ediyor. Bir hat buradadır. Buna karşılık, kendi halklarına karşı yıkıcı bir pozisyonda konumlanmış bir direniş hattı da var. Bunu “anti-emperyalist” olarak tanımlamak doğru değil ama emperyalistlerle bir çelişki ve çatışma içinde olduğu da ortada bu çizginin. Müslümanlar bakımından burada bir tercih yapmak daha uygun. “Ilımlı” İslam doğrudan işbirlikçiliği temsil ederken, öteki çizgi emperyalizmle uzlaşma eğilimini özünde taşımaktadır ama bunu kimi şartlara bağlayarak ve rejimlerin esenliği bazında yapmak istiyor. Yani, bir çatlamanın, bir çelişkinin temsilcisi durumundadırlar. Halklar, devrimciler bu çatlaktan yararlanmalı ama içinde erimemelidirler. Başka bir yol vardır elbette ve bıkmadan usanmadan devrimci yol yığınlara anlatılmalıdır, pratikte gösterilmelidir.  

İştirakî: Genel olarak Ekim Devrimi ile İran Devrimi’nin bir noktada, devrim olmaklık üzerinden, benzer bir kaderi paylaştığı iddia edilebilir. Son dönemde her iki devrimin tasfiyesi için uğraşmış çevrelerin ortaklaşmalarına tanık oluyoruz. Yakın dönemde bir TV kanalında Hakan Albayrak ile Roni Margulies’in yan yana düşmesi buna örnek verilebilir. Devrimi tarihten ve toplumdan silme iradesinin esasta, başka iradelere yer açmak adına, halkların, mazlumların ve emekçi sınıfların iradelerinin silinmesi olarak okumak mümkündür. İrade silme sürecinin önemli bir unsuru olarak Ak Parti projesinin tüm Ortadoğu’da çeşitli biçimlerde yürürlüğe sokulduğunu görüyoruz. Sizin Ak Parti ve Ortadoğu’daki süreç arasındaki ilişkiye dair kanaatleriniz ne yöndedir?

Haluk Gerger: Soğuk Savaş döneminde Ortadoğu’da emperyalizmle asıl çelişki içinde olan ya da belki daha doğrusu toplumsal direniş odağını temsil edenler, Nasırcılıktan BAAS’a uzanan, “sol ulusalcılar”dı. Onların karşısına ise, emperyalizm “ılımlı milliyetçi” diye tanımladıkları işbirlikçi güçleri çıkartmışlardı. Bölge’deki tetikçileri de, Türkiye idi. Şimdi, çelişki ve çatışkıların örgütlü temsilcisi radikal politik İslam. Onun karşısına “ılımlı İslam” etiketli işbirlikçiliği çıkartmak bir ihtiyaç. AKP tam da budur. AKP, bir Truva atı gibidir. İçinde, militer rolü gizler ve bu yanıyla tetikçiliğe hazırdır ama bugün ABD ordusu zaten bölgededir ve Türkiye’nin PKK savaşıyla yıpranmış ordusunun tetikçiliği acil değildir. Buna karşılık Truva atı rolü, aynı zamanda, bir taşeronluk ihalesidir de. Zaten ABD esas olarak bunu istemektedir Türkiye’den. Buna göre Türkiye, tarih-coğrafya, kültür, din gibi unsurları kullanarak Bölge ülkelerine nüfuz edecek, halkları zehirleyecek, emperyalist hedef ve değerlerin taşıyıcısı olacaktır. Davutoğlu’nun “stratejik derinlik” dediği şey tam da budur ve bu görüşleri, bu “stratejik bataklığı” Türk kamuoyuna pazarlamanın teorisidir. Bir de, yükselen Anadolu burjuvazisi de Bölge’de kurulmasına Türkiye’nin de yardım ettiği ganimet sofrasından, en başta Kürtler üzerinden olmak üzere, bir pay kapmak, kendine bir alan açmak arzusundadır, bu da onun siyasal temsilcisi olarak AKP’nin hizmet ettiği bir amaçtır.
06.09.2012

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>