Fiskaya

21 Haziran 2014 admin
Fiskaya’nın Big Chefs’inde Tırşık Var Mıdır?
Lafı çok uzatmadan meseleye direk giriş yapmak istiyorum.
Olay ve taraflarımız basit: Bir taraftan Kürt Özgürlük Hareketi’nin teori ve pratik üzerinden yıllardır milyonları mobilize edişi ile tüm Kürdistan’da kültür-kimlik üzerinden devam eden mücadele, alternatif yaşam kavgası ve diğer taraftan kültürel soykırım süreci bağlamında değerlendirebileceğimiz kültürel hegemonya, rant sermayesi ve neoliberal dayatmaların kıskacı.
Amed, normallik sınırını aşan bir boyutta değişim dönüşüm geçiriyor. Hem iyi hem de kötü yönde. Modernizm algısı ve hegemonik araçlarla, cemaatlerle kolonize edilişi tam sürat devam eden, her köşesine cafe, site, villa, kahve evleri, uyuşturucu enjekte edilmeye çalışılan bir kent, diğer taraftan varoluşunu kendi taşları üzerinde, canı ve tırnakları ile kazıya kazıya bir yere getirip kimlik kazandırılan bir kent.
Tüm bu olan bitenlerin ortasında bugün Amed, sosyo-kültürel, politik, kadın mücadelesi, ekoloji ve diğer pek çok alanda çok yol aldı. 10 yıl önceye oranla her şey çok değişti. İşbu yazının meramı, dün Amed’te açılan ve açılması ile tartışmalara yol açan Big Chefs üzerinden, yazının giriş paragrafında bahsettiğim iki mesele üzerine okuma yapmaktır.
Derdimi daha iyi ifade edebilmek, meseleyi biraz daha görünür kılmak adına madde madde gideceğim.
1. Kısa/özet arka plan şu:
2001 sonrası AKP ile tam olarak kurumsal kimlik kazanan neoliberalizm, en önemli kozu TOKİ üzerinden Amed’in ruhuna tecavüz planlarını devreye sokması yeni değil! “Bunu nasıl yapıyor?” derseniz, kanun ile. Antik Yunan’da ortaya Solon ile çıkan yazılı kural aynen işlendi. “Kanunlar örümcek ağlarına benzer: Güçsüz ve hafif şeyler ona yakalanır. Daha ağır olanlarsa onu parçalayıp geçer.” Yoksul mahalleler bu kanunlara sokulan güçsüz halkalar oluyor. Belediyelere dair 5.393 sayılı kanun hayata geçirildi. Bu kanun “Eskimeye yüz tutmuş ve emniyetsiz alanlarda dönüşüm projeleri” yetkisi veriyordu. İmara açma ve kentlerdeki tüm devlet arazilerinin satış yetkisini ele alan TOKİ böylece güçlendirildi. Devlet şu açığı çok önce gördü: Kürdistan’da kendi eli ile gelip bir mahalleyi boşaltamaz, istenmeyen bir mekânı yapamaz; bunu bürokrasi üzerinden bizim belediyelerin eli ile yaptı. İpin koptuğu yer de burası. Bürokrasiye son yıllarda fazlası ile bulaşan kurumlarımız, belediyelerimiz ‘halk desteği, halk gerçekliği’ kavramlarını artık demode görmüş olacak ki, “kanun” karşısında kendilerini çaresiz hissetti(!)
Şunu kabul edelim: Şu aralar sürekli gün yüzüne çıkan ve herkesçe konuşulan sosyal patlamalar da gösteriyor ki, “yönetici” arkadaşlarımız ister istemez yer yer bürokrasinin çarkına düşmüşler. Görülen o ki büyük çoğunluk hâlâ bu çarkın pis ve iktidarımsı dişleri arasında. Bürokrasi içimize işlemiş. Pis bulaşmışız. Kendi içimizde ve kurumlarımızda yarattığımız ezber-özenti ilişki biçimleri alttan alta bir çürüme, kökleşen bir irrasyonel sosyal kişilik ve yabancılaşma yaratıyor. Bununla yüzleşilmesi lazım.
2. Amed’in belleği şizofrenik. Saat tik takları arasında iki farklı dünyayı aynı anda aynı mekânda yaşıyorsunuz. Durumu bir konser anı ile örneklendirmek istiyorum. Geçen yıl dünyaca ünlü violin profesörü Rudolf Koelman tarafından 2005’te kurulan çok uluslu Zürih Sanat Üniversitesi Yaylı Sazlar Orkestrası, Amed Fiskaya’nın uçurumuna bakan son noktada, gölgesi denize değil de insana düşen surun dibine çömelip, bu orkestranın vereceği konser bekleniyordu. Tarihin dibinde, Dicle nehrinin tanıklığında Zürih orkestrası ile “üst” kültürün kimliğinden müzikal anlar yaşıyordu kitle. Üstte ise helikopter spin atıyor, yan tarafta TOMA bekliyor. Hemen “alt”ta alt kültürün feleğinden geçmiş, sosyolojik evrimini tamamlamış, bazen bir haber paragrafının “sabıkalı” gençleri de ateş yakmış, şarjı iyi dayanan bir telefondan “şarkılı bir müzik” dinliyor. Ara sokaklarda ise çatışma vardı. Çünkü aynı yerde bir önceki gece molotoflar patlamıştı. Evlere baskınlar yapılıp gençler gözaltına alınmış, bazıları tutuklanmıştı. Gece de eylemselliğe dönüşmüştü. Haberler iki polisin yaralandığını bildiriyordu. Aslında gerçek şu idi: Fiskaya’da hemen her gece eylem var. Şuan da devam ediyor. Orası her gece ablukada. Dicle Nehri’nin derinliklerine vahşice gömülen Murat İzol’un gölgesi yanı başımızdan eksik değildi.
İşte Big Chefs şuan devlet ablukasının, her gece gençlere saldırının eksik olmadığı gecekondu mahallesi Fiskaya’nın tam ortasına açılıyor.
3. Önce biraz Fiskaya’yı konuşalım. Burası Amed’in en yoksul yerlerinden biri. Yerlerinden zorla göç ettirilenlerin çoğunlukla toplandığı, şehrin en dışında, surlara sıfır noktasında yokuş aşağı şehre tutunmaya çalışan ve evden kovulmak istenmeyen evlat gibi duran bir yer. Bu yerin en önemli özelliği ise Dicle Vadisi’nin kenarında olması, Hevsel Bahçeleri’nin habitusuna da dâhil oluyor oluşu. Kentsel dönüşüm kapsamına da sokulan bu yerin politik anlamı ise Amed için bambaşka. Çünkü bir direniş kalesi. Devletin özel olarak ilgilendiği, polisini, panzerini, akrebini, kirli psikolojik savaşını her gece eksik etmediği tek yerdir. Devlet kurumları, askerî kışlalar da hemen yukarısında yer alır. Bu anlamda buranın tasfiyesi çok önemli devlet için. Çünkü Fiskaya “suç mahalli” olarak kodlanmış durumda.
Bu tasfiye planları için bazı girişimler oldu. Örneğin şuan Fiskaya’nın tam tepesine Hilton Otel açıldı. Hizmete bu yıl girdi. Zenginler gelip en yoksul yerde kuş bakışı izlenim yapacak. Bunun bir sonraki adımı orayı gettolaştırmaktır.
Şimdi Big Chefs açıldı orada. 2011 yılında yapımına başlanan bu yerin bina taslağı ortaya çıktığında Fiskaya’dan bazı arkadaşların bu mekâna dair itirazları oldu. “Sevmedik bu mekânı. İnşaatı Anıtkabir’i andırıyor” demişlerdi. Cidden de üst taraftan bakıldığında benziyordu.
4. Big Chefs markası, en büyük yerini Diyarbakır’da açtı.
Bu mekânın Fiskaya’da açılmasının sosyo-politik bir anlamı var. Bizi fazlası ile rahatsız eden şey de bu noktada başlıyor. Mekânın sahibi ve aslen Amedli olan Gamze Cizreli, dün surlarda güvercin uçurup şu demeci vermiş: “Barış sürecinde bu kadar yol alınmışken, çocukların dağlara kaçırılması gibi sıcak bir gündem ortaya çıktı. Barış sürecine lezzetle katkı sağlamak istedik.”(Hürriyet)
Bu açıklamadan bir şey anlayan var mı? Hem o kadar çok şey anlatıp hem de hiçbir şey anlatmamak tam olarak böyle bir şey. Fiskaya şahsında Amed’e orta sınıf üzerinden palazlanan ve her şey güllük gülistanlık, barış gelmiş imajı ile iktidara hizmet eden bu kurnaz anlayışın sakladığı şey; yarattıkları sembolik şiddetin, yoksulu biraz daha yoksullaştırmanın ta kendisi.
5. Mekân dediğimiz şeyin en önemli parametresinden biri de politik bir muhteva içermesi. Diyalektiği vardır. Bir şeylerin üretilip, tüketildiği ve yeniden üretildiği alanlar. Mekâna dokunan her bireyin, yapının bir izi, anlamı vardır. Eşitsizliğin, adaletsizliğin ve yoksulluğun kol gezdiği bir mekânda elit üstü bir mekânın şaşalı açılışı ve “çözüm sürecine” destek temalı sırıtan maskesi; oradaki insanların öz saygılarını muktedir karşısında tahrip etmekten başka ne işe yarar? Komşusu bir ekmek vermezse aç yatacak insanların olduğu o yerin ortasında bir ailenin aylık geliri kadar dağıtılacak bahşiş ile mi “yoksulları anlıyoruz” diyeceksiniz? Batı dünyası mutfağının soslu abartısı arasına menünüze tırşık koyup empati iddiası ile biz çok farklıyız mı diyeceksiniz?
Yarın olacak olan şudur: Biz burada şehrin ekonomisine hizmet sağlıyoruz ama etraf çok kötü riskli gruplar var. Lütfen önleyin… Yani Big Chefs ve benzeri tüm yerlerin Fiskaya gibi bir yerde ilk taşıdığı anlam sembolik bir şiddet oluşudur. Bu fiziksel müdahaleden daha derindir. Çünkü dikey değil, yatay bir şiddettir. Yoksulun mekânına palazlanan elitizmin sadistçe zevkidir.
Cumhuriyet dönemi ile birlikte egemenler, Amed’in kimliğine özel ve sistemli bir müdahale konseptine girişti. İskân-sürgün, eğitim, yol, mimarî üzerinden her şeye el attılar. Örneğin 1935 yılında Halkevleri tarafından yayınlanan bir bildiride, Sur dışında yapılacak binalarla yüzyıllardan beri sur içinde yaşayan Diyarbakır halkını sur dışına çekmeye âmil olacağı” ifade ediliyor. Kamu binalarının Yenişehir bölgesine inşa edilmesi ile halkın da sur dışına çıkarılması hedefleniyordu. Bunu gerçekleştirmek için Diyarbakır Belediyesi Yenişehir semtinde ucuz fiyatla arsa satarak, halkın sur dışına çıkmasını sağlamaya çalışıyordu.[Bkz: Cumhuriyet’in Diyarbakır’da Kimlik İnşası, İletişim]
Bugüne gelindiğinde zihniyet olarak değişen bir şey yoktur. Elbette üzücü olansa, bu zihniyetin Kürt Özgürlük Haraketi’nin kazanımları üzerinden yürürlüğe konulması ve bazılarının bu sürece alet olması.
6. Halk ve halkın değerlerini kullananlar, Kürt siyaseti ile çok yakın temas kurup, yurtseverlik etiketi üzerinden ihaleden ihaleye koşması yetmiyormuş gibi, halkın yarattığı kurum ve politik mecraların da içini boşaltıyorlar. Diğer taraftan iktidar ile dirsek temasını asla kesmeyen ve öz itibari ile ona yaslanan bu sinsi sınıf; Fiskaya gibi bir yeri simülasyon evrenindeki bir kesitmiş gibi gerçekliğinden kopartarak muhteşem bir romantizasyon ile onu para kırma makinesine çeviriyor.
Hevsel Direnişi’nin sıcaklığı daha devam ediyorken, Kırklar Dağı’nda halkın gözünde kalekollardan daha tehlikeli anlam taşıyan binalar yükselirken, yine Hevsel’in tam kucağına lüks mekânlar inşa edilip, modern bir talan şekli olarak yoksulları yerinden etmenin, onları ötekileştirmenin, onları kültürel-manevî-maddî dışlayan mantığı yaratmanın katlanabilir bir tarafı yok, olmamalı.
Sonuç olarak sormak isterim:
Fiskaya’da sırada ne var? Ne yapılacak? Starbucks’ın şansı var mıdır acep?
Bakkal’da borcu aç çocuğunun boyunu aşmış bu insanlara AVM müjdesi ne zaman?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>