Efsaneden Sahtekârlığa

22 Nisan 2009 admin
27. Siyonist kongrenin 1968’de Kudüs’te benimsediği programın ilk maddesinde “yahudi halkının birliğinin onaylanması” gerektiği yer alıyor. Theodore Herzl daha 72 yıl önce Yahudi Devleti kitabında “biz tek bir halkız” demekteydi. Siyonizmin dönüp dolaşıp bu onamaya gelmesi boşuna değildir. Haklı gösteremediği sürece bunu tekrarlamak zorundadır.
Musevîlik çeşitli ülkelerde ritlerin gösterdiği farklılaşmalar ne olursa olsun özde aynı inancı paylaşan cemaatlerin benimsediği bir dindir. Geçerliliği kabul edilebilecek tek “yahudi gerçekliği” budur. Kimilerince bir ırk, kimilerince de bir millet, bir halk, bir cemaat olarak nitelendirilen ve iki bin yıl önce coğrafî olarak, darmadağın olmasına karşın, birliğini bir mucize eseri olarak koruyabilen bir yahudi gerçekliği veya bir yahudi varlığı düşüncesi, bir efsaneden başka bir şey olamaz.
Gerçekte böyle bir birlik, tarihin dışında, onun evriminden ve düzenlemelerinden uzak olarak varlığını nasıl sürdürebilir? Buna karşın dinsel olgularda göreli bir süreklilik söz konusudur. Marx daha Yahudi Sorunu’nda şöyle yazmaktaydı: “Musevîlik tarihe rağmen değil, tarih tarafından korunabilmiştir.” Ve şunu eklemekteydi: “Burjuva toplumu durmaksızın kendi derinliklerinden yahudiyi üretir.”
Gerçekte de yönetici sınıflar burada açıklanması uzun sürecek iktisadî, toplumsal ve siyasal nedenlerden dolayı dinsel bir olguyu temel alarak bir yahudi ırkı ya da halkı efsanesi yaratmışlardır. Kaldı ki yahudi inancından olan burjuvazi eski Polonya ve Çarlık Rusyası gibi kimi ülkelerde “millî birlik”i, yani “kendi” yahudi proletaryasıyla sınıf işbirliğini sağlamak için bu efsaneyi kendi çıkarları doğrultusunda kullanmayı bilmiştir. Bu efsane kendi ısrarlılığı sonucu özel bir ideolojiyi çıkarmıştır ortaya: “antisemitizm”.
Ancak bir yahudi gerçekliği efsanesinin açık bir sahtekârlık hâlini alması, sömürgecilik ve emperyalizmin hizmetindeki bir siyasal akım olan Siyonist hareketin ortaya çıkışıyladır. Hem “antisemit” burjuvazi, hem de “demokratik” burjuvazi tarafından kullanılan bu akım yahudi cemaatlerinden ödünç alınan kolonilerle Filistin’deki sömürgeci girişimi Avrupalı halklara haklı gösterebildi. Antisemitler ve Siyonistler “yahudi halkı”nın kendi kaderini tayin hakkını birlikte onaylarlarken, bir başka hakkı, İsrailli sömürgecinin sömürgeleştirilen Arap’ın kaderini tayin hakkını ve İsrail Devleti’nin Filistin halkını mülksüzleştirme ‘hak’kını gizleyen bulanıklık perdesini de kaldırmaktalar.
Siyonistlerin Theodore Herzl’den bu yana antisemitizmin sürekliliğinin kaçınılmazlığını vurgulamaları da boşuna değildir: antisemitizmin sonsuzluğu yahudi halkının zamandışı gerçekliğine tanıklık edecektir. Dolayısıyla bir yahudi gerçekliği ya da yahudi kimliğinin varlığına ilişkin küçük de olsa bir inanç besleyen herkes yalnızca eski bir ırk efsanesinin kurbanı olmakla kalmamaktadır, o, siyonizmin emperyalist siyasetine de katılmaktadır.
Antisemitler ve Siyonistler, “yahudi” ve “Musevî” sözcüklerinin yalnızca dinî bir cemaatle olan ilişki ve bağlılığından hareketle, bir suistimal eseri millî bir grubun varlığını ileri sürebilmektedirler.
Jean Allemand – Jean-Claude Sage
İşçi Hareketi İçindeki Siyonist Ajanlara Karşı Mücadele ve Lenin,
Çev.: Sibel Özbudun, Havass yay., s. 7-9.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>