Cihad’dan Hapishaneye Suriye Yolu

3 Eylül 2012 admin
İlk defa, bir Batılı gazeteciye Esad’ın askeri tutuklularına erişim izni verildi.
Odanın içerisine teker teker, başları aşağıda girdiler, bilekleri önlerinde birbirine çapraz olarak, sanki kelepçe takmaya alışmışlardı. Suriye’nin en korkulu bir askerî hapishanesinde, Beşşar Esad rejiminin silâhlı muhaliflerine verdikleri desteği sıradışı hikâyeleriyle anlattılar. Birisi Fransız-Cezayir asıllı, kısa boylu, kamburlu, uzun sakallı kırk yaşlarında; bir diğeri Türk, görünümde morarmış gözlü, Afganistan-Pakistan sınırında bulunan bir Taliban eğitim kampında gördüğü eğitimden bahsetti. Bir Suriyeli tutuklu iki intihar bombacısının Şam’ın merkezinde gerçekleştirdiği kanlı eyleme yaptığı yardımı açıklarken, bir müfti ihtilaflı muhalif grupları Suriye rejimine karşı birleştirmek için boşa giden çabalarını anlattı.
Emsali görülmemiş olarak bizim çok yüksek güvenlikli Suriye hapishanesine girişimiz ve gardiyanların getirdikleri dört tutuklu ile yaptığımız mülâkat dondurucu ve ciddi bir tecrübeydi. İki tutuklu, şüphe götürmez bir şekilde ilk tutukluluklarından sonra gördükleri vahşi muameleyi dayanan ipuçları verdiler. Mülâkat sırasında hapishane müdürünün ve yanındaki istihbarat görevlisinin odadan çıkmalarına ikna etmek 10 dakikamızı aldı. İnanılmaz ama tutuklularla tek başımıza görüşebilmemiz için odadan çıktılar. Daha sonra Suriye makamlarının mülâkatları içeren kasetlere erişme isteğini geri çevirdik.
İki tutuklu, İslamcı vaizler tarafından nasıl örgüte katıldıklarını, diğer tutuklunun Arap uydu kanallarının kendisini nasıl Suriye’ye cihad etmek için gitmeye teşvik ettiğini söyledi. Bu hikâyeler Suriye makamlarının bizim dinlememizi istediği hikâyelerdi, fakat tutuklular açıkcası bizimle konuştuklarından dolayı çok kaygılıydılar. Fransız-Cezayir asıllı tutuklu, kendisine verdiğimiz kızartılmış tavuk ve patatesli yemeği aç kurt gibi yedi. Aralarındaki Suriyeli tutuklu sürekli hücre hapsinde tutulduğunu itiraf etti. Tüm dördüne Uluslararası Kızıl Haç Örgütü’ne adlarını ve adreslerini vereceğimize söz verdik.
Muhammed Emin Ali El-Abdullah, 24 yaşında kuzey Suriye kenti Deyr Ez-Zur’dan bir tıp öğrencisiydi. Latakiya’da basit bir çiftçi ailenin oğlu, hapishane müdürünün kahve renkli deri koltuğunda kendisine makamlar tarafından verilen mavi gömlek ve pantolonla oturuyordu, bize anlattığına göre ikinci yılında psikolojik sorunlar geçirmişti. Bizimle konuştuğunda iki defa göz yaşlarına boğuldu. Söylediğine göre, kendisine verilen tıbbî tavsiyeleri izledi fakat ayrıca bir “şeyh” tarafından Kur’an’ın bazı belirli ayetlerini okumayı psikolojik tedavi olarak kabullendi.
“Bu sanki benim kişiliğime giriş gibi oldu ve bazı zamanlar farklı bir kişi bana Selefî dava ile ilgili bilgisayar diskleri verdi, bunların çoğu Suudî şeyhleri İbn Baz ve İbn Utteymin’in sesli sohbetleriydi. Daha sonra, İslam’da tüm diğer mezhepleri inkar eden, Sufî ve Şialara saldıran videolar verdi.” “Şeyh” bir yıl tutuklandıktan sonra Muhammed’in Şam’da oda arkadaşı oldu. “Sonra bana cihadcı gruplar tarafından NATO ve Amerikalılara yapılan saldırıları izletti”.
Geçen yıl Suriye’de başlayan başkaldırıda, Muhammed’in söylediğine göre kendisi ve iki ayrı kişi “şeyh” tarafından rejim karşıtı gösterilere katılmaları tavsiye edildi. “Cuma namazından sonra, içimizden birisi kalabalığın içerisinde durup adaletsizliğe ve kötü duruma karşı bağırır, diğer dört kişi farklı köşelere dağılıp Allahu Ekber nidasında bulunup kalabalığında aynı şekilde yapmasını teşvik ederlerdi.”
Bu zaman zarfında, Muhammed’in söylediğine göre, kendisi “El-Hacir” adında bir Selefî ile tanıştırılır ve kendisinden gruba tıbbî ve lojistik destekte bulunmasını ve rejim tarafından aranan kişileri evinde barındırmasını ister. El-Hacir sık sık Muhammed’in evine gider ve sonra kendisine biat etmesini, kendisine bir lider olarak itaat etmesini, emirlerini yerine getirmesini, cihad etmesini ve kendisine karşı gelmemesini ister. El-Hacir Muhammed’in evine yabancı kişileride getirir.
“Beni içlerine almışlardı. Bu zaman içerisinde aklımı sanki ‘dışarıda’ bıraktım ve sonra farkına vardım ki bu grup El-Kaide’ydi. Bu yılın Nisan ayının onunda, bunlardan biri kendisiyle birlikte arabayla bir yere gitmemi istedi. Bir yere gittik 2.5 metre yüksekliğinde içleri patlayıcılarla dolu silindirler gördüm. Orada aşağı yukarı 10 kişi vardı. Bana oradayken neden sorulduğunu bilmiyorum fakat muhtemelen onların yaptığı bu işin içine girmem içindi sanırım. Orada bir Filistinli ve bir Ürdünlü intihar bombacısı olacaklardı, ve üç tane Irak vatandaşı vardı. İki intihar bombacısının önünden arabayla geçip ayrıldık. Nereyi bombalayacaklarını bilmiyordum fakat 15 dakika sonra eve vardığımda patlama sesi duydum ve iki dakika sonra daha güçlü bir patlama sesi duydum. Televizyonu izlediğimde felakete uğradım, Bazzaz semtinde kalabalık bir caddede patlamıştı bomba, bazı evler bombanın etkisiyle çökmüş ve hedef alınanlar orta sınıftan ve fakir insanlardı. Çok üzgündüm”.
Daha sonra, Selefîlerden birisi Muhammed’e hastenede yatan annesini görmesini istedi, çünkü o doktordu ve Selefî tanınabilirdi -fakat Suriye Muharabat Teşkilâtı onu bekliyordu. “Çok içtenlikle onlara dedim ki: “Tutuklanmaktan mutluyum -öyle bir grupda olmaktan ve boşuna daha çok kan akıtmaktan daha iyidir. Bu insanlara nasıl katıldığımı bilmiyorum. Sanki kendimi bir geri dönüşüm kutusunda hissettim. Şimdi ise bir kitap yazıp başıma neler geldiğini ve diğer insanların aynı hatayı yapmamalarını anlatmek istiyorum. Fakat şu ana kadar bana kâğıt kalem verilmedi.”
Muhammed öğretmen olan babasını, annesini ve kız kardeşini iki ay önce gördü. Kendisine kötü davranıldığını sorduğumuzda, “sadece bir gün” olarak cevap verdi, “işkence görmedim” dedi. Neden bir bileğinde iki mor iz olduğunu sorduğumuzda “Tuvalette kaydım” dedi.
Cemil Emir El-Hudud, Cezayirli, eşi ve çocukları Marsilya’da yaşıyorlar ve Fransız ordusunun 1. Nakliye Alayında hizmet etmiş, itaate zorlanmış bir adam, 48 yılı ve kendisinin cihadı arayıcı acıklı hikâyesi El-Cezire’nin Suriyedeki müslümanların ızdırabını gösteren haber yorumu ile teşvik edilmiş, dediğine göre, kendisi hayal kırıklığına uğramış. Blida’da doğmuş ve Fransa’ya göç etmiş, akıcı Fransızca konuşuyor, fakat Fransa’da sadece sıradan işler ve sonra işzilikle karşılaştı, ta ki “uzun tereddütten sonra, Türkiye’ye gidip oradaki sığınmacılara yardım etmeye karar verdim”.
Söylediğine göre, kendisi ılımlı bir Selefîydi fakat Türkiyedeki sığınma kamplarında Libyalı şeyh, bir çok Tunuslu ve Yemenli bir İmam ile tanıştı “bana cihad hakkında ders verdiler”. Suriye sınırını bir pompalı tüfekle geçti, ve başka kişilerle birlikte kontrol noktalarına saldırdı, Latakya dağlarında terk edilmiş evlerde ve Cami’de yattı. Fransız silahlarıyla eğitim gördüğünden, önceden hiç Kalaşnikov kullanmadı ama bir kaç berbat haftadan sonra Suriyedeki cihadın kendisi için olmadığını anladı ve Türkiyeye yaya dönmeye karar verdi ve sonra Fransa’ya. “Televizyonda gördüklerimi Suriye’de görmedim.”
Kuşkucu köylüler tarafından Halep’te yakalanıp Şam’a helikopter ile gönderildi. Sorduk, “neden Filistin değil de Suriye’yi cihad için tercih ettin?” “Filistinli arkadaşım demişti ki Filistin halkı adamdan çok paraya muhtaç” diyerek cevap verdi. “Öte yandan o sınırı geçmek çok zor”. “Tutukluluk zamanı içerisinde kötü muamele gördün mü?” Cevap olarak: “Allah’a şükürler olsun, iyiyim.” Aynı soruma tekrar aynı cevap ile karşılık verdi.
Hatice El-Kubra Camii İmamı, Suriyeli, ince yapılı, kara yüzlü bir adam, kendisinin nasıl farklı kavmî ve dinî amaçlı silâhlı grupları biraraya getirmek için yaptığı girişimler sonucunda keşfettiği bu grupların cihadcı değil fakat katil, tecavüzcü ve hırsız olduklarıydı. Şeyh Ahmed Ğalibu bunları söylüyordu. Sohbet sırasında bu insanların adlarını anıyor ve dehşete kapılarak, bu grupların sadace şüpheye dayalı biçimde kendileriyle anlaşmayan kişileri nasıl tasfiye ettiklerini belirtip, “cesetleri parçalara ayırıyor, kafa kesip kanalizasyon çukuruna atıyorlardı.” dedi. Dediğine göre, kendisi şahsen yedi cinayete şahit olmuş. Gerçekten de cesetleri kanalizasyonlara atmak, Şam’da sık rastlanan bir olay hâline gelmiş durumda.
Suriye güvenlik güçleri, müftünün aşırı uç grupların liderleriyle buluştuğunun farkına vardıktan sonra onu 15 Nisan 2012’de tutukladılar. Bize söylediğine göre, bu militanların Özgür Suriye Ordusu olmadığından dolayı kendisi itirafta bulunmuş. Israrla, kendisini sorgulayanların kendisine iyi davrandığını, Katar Emiri’nin Suriye’yi karıştırdığından dolayı kınadığını ve tevbe ettiğinden dolayı yakında serbest bırakılacağını söyledi.
Cuma Öztürk, Türkiye’nin güneydoğu şehri Gaziantep’den gelmiş, Afganistan-Pakistan sınırındaki bir kampta birkaç ay eğitim gördükten sonra geçmiş Suriye’ye. Peştu veya Arapça bilmiyor fakat hamile eşi Mayuda ve üç yaşındaki kızını Gaziantep’de bırakıp Şam’a gelmiş. Cihad hakkında çok belirsizce konuştu ve kendisinin Türkiye’den Şam’a kaçakcılık hattı kurup bununla beraber sınırdan adam geçirmek için görevlendirildiğini söyledi. Kayınvalidesinin cenaze töreni için geldiği Halep’te yakalanmış. Kederli bir şekilde “başıma gelenlerden pişmanlık duyuyorum” dedi. “Şu anlık” iyi muamele gördüğünü söyledi ve bize Türk makamlarına kendisinin bu hapishanede olduğunu bildirmemizi söyledi.
Dört buçuk saatlik mülâkatımız son bulduğunda, hapishane müdüründen mahkûmların aileleriyle daha fazla görüşebilme imkânının sağlanmasını rica ettik fakat bu rica onun yorgun gülümsemesinden yetkisi dışında olduğunu gösteriyordu. Muhammed El-Abdullah için kâğıt ve kalem istedik fakat isteğimiz karşılıksız kaldı. Mahkûmlar hapishane müdürüyle arkadaşça el sıkıştılar, her ne kadar müdür ve istihbarat elamanı ile aralarında pek fazla sevgi duygusu kalmamışsa da. Her bir mahkûm kendi hücresine geri döndü, müdürün odasına ilk geldikleri gibi, başları aşağıda ve gözleri yerde.
Robert Fisk
Çeviri: Ali Çelebi  

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>