Asi Ruh: Halil Cibran

18 Eylül 2011 admin
Uzaklarda ölen bir bilgenin sesi ne kadar uzakta ölürse ölsün; uzak zamanlara erişir. Yeter ki o sesi duyacak kulak olsun!
Üç kadın büyütür ıstırabı…
O, kuyunun en derin yerinden sesini tüm zamanlara ulaştıracak tıynetteki nebiler soyundan bir göçmen Arap’tı. Bu yüzden kimlik kartı o kadar hırpalanmışki kendini herhangi bir yere ait hissetmedi. Ruhlar âlemi -ki ruhun kanlı canlı olduğu, acı çektiği ve neşelendiği bir dünya- ve Lübnan’ın Bsharri köyünden başka bir yerde rahat edemedi.
Nasranilerce genel kabul gören bir anlayışa göre, Hz İsa’nın hayatında üç kadın vardı. Annesi, Maria Magdalena ve Evangelistlere göre evlenip çocuk sahibi olduğu kadın. Kimsenin yalancısı olacak değilim.
Bu İslam inancında bir iftiradır. Lakin edebî bir benzetmeye gidilirse, Halil Cibran’ın hayatında da üç kadın önemli rol oynamıştır: Ablası, nişanlısı ve Amerika’da iken sırtını dayadığı kadın. Her üçü de hayatın naif olmayan yanlarına karşı “hikmet” armağan etmişlerdir Cibran’a. Ablası, annesinin boşluğunu doldurmaya çalışmış; nişanlısı bir gelen bir giden aşkın yakıcı nefesini Cibran’ın tenine zerk etmiş; velinimeti ve “ruh ikizi” Mary Elizabeth Haskell ise maddi ve manevi olarak destekçisi olmuştur. Üç Meryem vakıası desek yeridir.
1883’te doğdu ve 1931 yılında 48 yaşında ölüm kapısından geçti, gitti… Geride “çıplaklığı dışa vurduğu” resimleri ve içi dışı bir metinleri kaldı.
İyi Hristiyanları aforoz etme âdeti…
Aforoz edildi. Kitapları ve resimleri yasaklandıkça okuyucu ve hayranları arttı. Ünlülerden Elvis Presley Halil Cibran’ın kitaplarına hayrandı ve birçok defa o kitapları ücretsiz dağıttı.
Ülkesinden uzaktı. Toprağa bağlı değildi ama Arap birliğine inanıyordu. Her ne kadar naif bir dili olsa da gittiği topraklarda Kenan Ülkesi’nden gelenleri arayıp buluyordu. Araya araya bulsa da çölden gelen dostlarının izlerini; 48 yaşında bir başına fakir ve hasta bir şekilde bir tavan arasında öldüğünde yanında kimseler yoktu.
Meşhur 68 Kuşağı’nın –manen desek yeridir- cumhurbaşkanı adaylarından biri de Halil Cibran idi. Diğer dövizlerde ise Yüzüklerin Efendisi’nin gri büyücüsü “Gandalf Cumhurbaşkanı Olsun!” yazılıydı. Onu okuyanlar hangi din, meşrep ya da din dışı akımlardan olurlarsa olsunlar, kendilerine ait bir şeyler buldular. Bir nevi, tam da Çiçek Çocukları’nın arayıp da bulamadığı “ruhani önderdi”.
Halil Cibran, Lübnan’ın insan hâlidir. Lübnan coğrafyası bir insan olarak anlatılacak olsa herhalde Halil Cibran’ın o bilge ve hüzünlü yüzü çıkar karşımıza. Lübnan’ın kaderi uzaklarda söylenen sözlerle şekillenir. Birden çok kocası vardır. Denize açılmak ister, çöl ayaklarına yapışır. Zevk-ü sefa içinde yaşamak ister; zühd ya da savaş azıtmamasını söyler. Beyrut hem Paris’tir hem Kudüs. Halil Cibran da hem Müslümanların kıblesine döner hem İsa nebi ile çöllerde gezer. Bazen dayanamaz, İsa nebi’yi çarmıha germek isteyenlerle Musa’nın (as) dilince konuşur.
Sanal gurular ve Halil Cibran’ın çilesi
Lâkin dün Halil Cibran’ı meydanlarda avaz avaz dillendirenlerden geriye, mistik bir topluluktan, suya sabuna dokunmayan hümanist bir hayran kitlesinden başka pek bir şey kalmadı. Kala kala maillerimiz arasına atılan “tavuk suyuna çorba” tıynetinde hiç okunmadan silinen öykücükler kaldı.
Ne seçilmiş insan Mustafa’nın söylevleri, ne Lazarus’un öte âlemleri özlemesi, ne Deli’nin o Doğu’ya has kemik kıran hikmetleri, ne gülümseyiş ve gözyaşının bizi dünyadan alıp asıl ülkemize götüren tınısı, ne de Fırtınalar’ın sakince okunacak dili kaldı. Halil Cibran, postmodern zamanlarda sadece bir “hümanist” olarak bilinmeye devam ediliyor.
Aforoz edildi; zira resimlerindeki çıplaklığı bahane edip İseviliğin tahrif edildiğini söyleyen bir adamı tardetmeye çalıştılar. Bir İsevi’nin Hz Muhammed’i sevebileceği ve O’nun sözlerini vaaz edebileceğini kabul edemediler. İncil içerisinden seçilen babların yaşatılmak istenen Nasranilikle değil de “asıl Nasraniliğe dönüş” vizesi olduğunu görenler Halil Cibran’ı modern bir guru olarak göstermek istediler. Oysa Halil Cibran, Lübnan’dır! Hem denize hem de çöle hükmeden prenstir.
Mistik ya da ruhani hâlleri özleyen ama dine inanmaktan korkanlar için adeta tablet tablet yutulacak metinlere dönüştürülmek istenmiştir Cibran’ın anlattıkları. Tabiî modern insanın açlığı başka bir açlığa benzemez… İnsan, inanmadığı sözleri “etkisi ve edebî gücünden dolayı” tüketmekte, kullanıp atmakta mahirdir. Halil Cibran = Apranax Ford!.. Nietzche, Pascal ve Kierkegard da bu yolda harcanmak istenmiş filozoflardandır.
Birkaç tablet almaz mısınız?!
“Birbirinizin kadehini doldurun ama aynı kadehten içmeyin.
Birbirinize ekmeğinizi verin ama aynı lokmayı dişlemeyin.
Birlikte durun ama yapışmayın; zira mabedi ayakta tutan sütunlar ayrı ama birliktedirler.”
Bugün yukarıdaki sözler gibi binlerce cümle sanal âlemde ya da kitap satırlarında uçuşuyor. Bedel ödenmeden elde edilmiş bir bilgelikle kurum kurum kuruluyorlar gözlerimizin önünde. Bedeli ödenmeyen her ne var ise değersizdir dünyada! Bunu modern dünyanın guruları bilmiyor ama modernizmin şafağında çile çekmiş bir garip Lübnanlı biliyordu.
Halil Cibran çalışkandı ama hırs yapmayacak kadar da yoksuldu. Çalışmak üzerine söyledikleriyle bitiriyorum:
“Ve diyorum ki: Hayat gerçekten karanlıktır istek olmadıkça
Ve tüm istekler kördür irfan olmadıkça
Ve tüm irfan boşunadır, bir işin meşgalen olmadıkça
Ve tüm uğraşlar boşunadır aşk olmadıkça
Eğer aşk ile çalışırsanız bağlanırsınız birbirinize ve Tanrıya.
Aşk ile çalışmak nedir mi diyorsunuz?
Kumaşı yüreğinizden çekilmiş iplikle dokumaktır; sevgiliniz giyecekmiş gibi!”
William Blake’ten, John Milton’dan, Mevlânâ Celâleddin’den, İbn-i Arabî’den bahsetmek, Halil Cibran’ın bu isimlerle akrabalığından da bahsetmek mümkün… İyisi mi, ondan geriye kalanları okumak; acının ve ümidin haritasını okur gibi…
Ey Kavmim
Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.
Dönüp de bakmazsın ölülerine.
Lut kavminden de değilsin sen, hazdan olmayacak mahvın.
Acıyla karıldı harcın ama acıya da yabancısın.
Ağıtları sen yakarsın ama kendi kulakların duymaz kendi ağıtını,
Bir koyun sürüsünden çalar gibi çalarlar insanlarını
Ve sen bir koyun sürüsü gibi bakarsın çalınanlarına.
Tanrı’ya yakarır ama firavunlara taparsın.
Musa Kızıldeniz’i açsa önünde, sen o denizden geçmezsin.
Ey kavmim…
Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.
Korkarsın kendinden olmayan herkesten.
Ve sen kendinden bile korkarsın.
Hazreti İbrahim olsan, sana gönderilen kurbanı sen pazarda satarsın.
Hazreti İsa’yı gözünün önünde çarmıha gerseler, sen başka şeylere ağlarsın.
Gündüzleri Maria Magdalena’yı “fahişe” diye taşlar,
Geceleri koynuna girmeye çabalarsın.
Zebur’u, Tevrat’ı, İncil’i, Kuran’ı bilirsin.
Hazreti Davud için üzülür ama Golyat’ı tutarsın.
Ey kavmim…
Sen ki peygamberlerinin dediklerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.
Dönüp de bakmazsın ölülerine.
Lut kavminden de değilsin hazdan olmayacak mahvın.
Ama sen kendi acına da yabancısın.
Kadınların siyah giyer, kederle solar tenleri ama onları görmezsin.
Her kuytulukta bir çocuğun vurulur, aldırmazsın.
Merhamet dilenir, şefkat dilenir, para dilenirsin.
Ve nefret edersin dilencilerden.
Utancı bilir ama utanmazsın.
Tanrıya inanır ama firavunlara taparsın.
Bütün seslerin arasında yalnızca kırbaç sesini dinlersin sen.
Ey kavmim…
Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.
Sana yapılmadıkça işkenceye karşı çıkmazsın.
Senin bedenine dokunmadıkça hiçbir acıyı duymazsın.
Örümcek olsan Hazreti Muhammed’in saklandığı mağaraya bir ağ örmezsin.
Her koyun gibi kendi bacağından asılır, her koyun gibi tek başına melersin.
Hazreti Hüseyin’in kellesini vurmaz ama vuranı alkışlarsın.
Muaviye’ye kızar ama ayaklanmazsın.
Hazreti Ömer’i bıçaklayan ele sen bıçak olursun.
Ey kavmim…
Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.
Ölülerine dönüp de bakmazsın.
Lut kavminden de değilsin hazdan olmayacak mahvın.
Ama arkana baktığın için taş kesileceksin.
Ve sen kendine bile ağlamayacaksın.
Komşun aç yatarken sen tok olmaktan haya etmezsin.
Musa önünde Kızıldeniz’i açsa o denizden geçemezsin.
Tanrıya inanır ama firavunlara taparsın.
Ey kavmim…
Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.
Halil Cibran

One Response to “Asi Ruh: Halil Cibran”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>