Ankara’nın Taşı

9 Mart 2014 admin
Bugün batıda HDP bürolarına yağan, Ankara’nın taşıdır. Faşizm muhtelif versiyonlarıyla Kürd’e karşı gövde gösterisi yapmaya soyunmuştur. Yerel seçim gündeminde Türklüğün hıncı, hasedi ve öfkesi sandığa örgütlenmeye çalışılmaktadır. “Türk”, zulme, gadre uğramış göçer ve yerleşik kavimleri anlatmaz, onlara “idraksiz” diyen Osmanlı’dan miras kalan devletin başına çöreklenmiş bir avuç seçkinin, subayın, zenginin ve akademisyenin masa başında ürettiği bir kurguyu ifade eder. Kavganın ortasında olanın kalbi ve aklı anlar Kürd’ün derdini ama o devletin Türk’ü, Ermeni, Arnavut ve sonrasında Kürd’ün şuurlanmasına karşı bir kılıç olarak dövülmüştür. “Türk”, bu topraklarda yaşamış kadim milletlerden çalınan mülke ucundan ortak olmak için alınan giriş biletidir. Kendisine “Türk” demek, o mülke manen-maddeten sahip olmayı ifade eder. Dolayısıyla bugün milletten çalındığı söylenen milyon dolarların peşine düşenler, önce geçmişte Anadolu ve Mezopotamya’nın mazlum milletlerinden çaldıkları malın-mülkün hesabını vermelidirler. Müslüman halk, yanlış bilinçle, Tayyip’in kendisinden çalınanı kendisi adına aldığını düşünmektedir. Müslüman’a dönük öfke, daha yoğun biçimde, bu sefer Kürd’e yöneltilmektedir.
Göçer ve yerleşik kavimler dikkate alındığında, bu devletin asla ve kesinlikle Türk olmadığı açıktır. İbrahim Halil Baran gibi isimler, Fethiye’deki saldırının batıda HDP’nin popülerleştirilmesi için MİT tarafından tertiplendiğini iddia etmektedir. Kürd’cü kurgunun da dağlarda bedel ödeyen fukara Kürd’le alâkası yoktur. Devletin Türk’üne karşı muhayyel bir devletin Kürd’ünü çıkartmak anlamsızdır.
Lübnan’da Hizbullah, verdiği mücadeleyle ülkesindeki vatanseverleri, Hristiyanları ve Sünni Arapları kendisine örgütleyebilmektedir. Mücadelenin kolektif niteliği, esas olarak o mücadelenin öznesinin başka dinamiklerle buluşması ile ilgilidir. O özneyi diğer dinamiklerden tecrit etmeye çalışmak, küçük burjuva bir reflekstir. Kürd’ün kavgası Fars’ı, Arab’ı, Türk’ü örgütleyecek güçtedir. Kürd’ü şahsileştirmek, onu kavgasından ayırmak, Kürd’ün o kavgada yeniden kurulduğunu görmemek, bu gücü kıracaktır.
Bugün Mustafa Kemal’in askerleri HDP’ye saldırmaktadır. Ağızlarından düşürmedikleri “Ankara’nın Taşına Bak” marşı konusunda İbrahim Halil Baran şunları yazmaktadır:
“Türk milliyetçiliğinin meşhur ‘Ankara’nın Taşına Bak’ marşının notalarının rahmetli Hesen Zîrek’in 1946 Kürdistan Cumhuriyeti (Mahabad) anısına yazıp bestelediği yarı ağıt bir şarkıdan çalındığını biliyor muydunuz?
Hesen Zîrek, Kürdistan Cumhuriyeti’nin 1947’de yıkılmasıyla başlayan korku döneminde, kimsenin Kürdistan ve pêşmerge diyemediği günlerde gizlice doldurduğu kasetlerinden biri için yazıp okumuş bu parçayı. Şarkının sözlerinin bir kısmının tercümesi şöyle:
“Ey vatan, güzel vatan, Aryan’ın toprağı, Kürt’ün vatanı,
Direniyorum canım ve ruhumla,
Özgürlüğün için ey Kürdistan’ın toprağı.”
Ve Baran şu notu düşmektedir.
“Eldeki Hesen Zîrek kaydı, 1947 yılına aittir. Ankara’nın Taşına Bak’ın ilk kayıtları ise Vanlı Ruhi Su tarafından ilk olarak 1970’lerin ortasında okunmuş.
Bestesi Zîrek’e mi aittir bilinmez ama bu tını Kürtler arasında yaygın bir ağıt formudur.
Rakel Dink’in kocası için okuduğu şu ağıda bakmanızda fayda olacaktır: (Rakel’in Okuduğu Ağıt)
Ayrıca Hekîm Zîrek’in uyarısıyla şu kaydı dinlemekte de fayda var. Seîd Axayê Cizîrî’nin okuduğu Ew Milkê Kurda (O Kürt Vatanı).
Hakîm Zîrek’in notunda belirttiği gibi, kaydın 1920’ler olması biraz zor çünkü Seîd Axa, 1905 doğumlu. Kaydın kalitesi göz önüne alınırsa en erken 1930’larda kayıt altına alınmış olabilir. Fakat arkadaki düzenlemeler Bağdat Radyosu orkestrasının işine benziyor, bu da 1950’lere denk gelecektir.”
Bugün HDP bürolarını taşlayanlar, emekçinin terini, kadınların canını, gençlerin geleceğini, köylülerin toprağını-suyunu, Kürd’ün vatanını çalanlara hizmet etmektedirler ve bu hizmetkârlar Tayyip’in çaldıklarının hesabını asla soramazlar. “Hır”, hayat için verilen kavga ise, hırsız oturduğu yerden rahat ve zengin yaşamak için başkalarının emeğine el koyan demektir. Ankara’nın taşını savuranlar, Ankara’nın hır’sız olduğunu bilmelidir. O, cepheye mermi taşıyan, dağlarda çetecilik yapan, canını namluya süren, anasının-yârinin başındaki örtü, elindeki Kur’an yırtılmasın diye direnen bir halkın kanına-terine çöreklenenlerin saltanatıdır.
Bahri Dikmen

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>